DünyaKitap Değerlendirmesi

Hazal Yalın: “Sovyetler Birliği’nin İdeolojik Etkisi Hala Önemli Rol Oynuyor!”

Hazal Yalın ile geçtiğimiz aylarda NotaBene Yayınlarından çıkan “Rusya: Çöküş, Yükseliş ve Dinamikler” başlıklı kitabına dair gerçekleştirdiğimiz söyleşinin bir kesitini paylaşıyoruz. Röportajın aşağıda yer alan bölümünde Yalın, Rusya seçimlerinin arefesinde Rusya’da sol partiler ile merkez siyaset arasındaki ilişkiye ayna tutuyor. Sovyetler Birliği coğrafyasına dönük çalışmalarından tanıdığımız Yalın’ın Rusya kitabı da ülke solunun aklını kurcalayan konularda son derece zihin açıcı değerlendirmeler içeriyor.

Sosyalist Kritik: Bugünün Rusya’sında Putin devletin yeniden yapılandırılmasının sembolü olarak görülüyor. Bu durum arkasındaki halk desteğini açıklıyor. Bu koşullar altında Rusya emekçilerinin kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda harekete geçme kapasitesi ne durumdadır? Böylesi bir perspektifi benimsemiş siyasal oluşumların varlığı ve gelişme olasılıkları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Hazal Yalın: Bu soruya cevap vermek kolay değil. Nihayetinde siyasi örgütlerin iddiaları sübjektiftir; süreç tamamlanmadan bunlara dayanarak ileri sürülecek her iddia da şu veya bu ölçüde sübjektif olacaktır.

Burada peşinen, sübjektiviteden uzak şekilde belirtilmesi gereken, ancak çoğu zaman gözden kaçan şu: Rusya’da sol, özellikle şehirli emekçi kitlelere dayanır. Büyük burjuvaziyle genetik uyuşmazlığından başka, orta burjuvazide de hemen hiç desteği yoktur; zaten orta burjuvazinin önemli bir bölümü sağ ve Navalnıy destekçisidir.

Öte yandan, kitapta da altını çizdiğim gibi, Rusya’nın liberal izleğin çizdiği “totaliter, otoriter” resimle uzak yakın ilişkisi yoktur; küçük ama dinamik bir sendikal hareketten başka, sol entelijensiya ülkenin akademisinde olduğu gibi ana akım medyasında da büyük rol oynar. Bu, benzeri sadece (Belarus hariç) diğer eski Sovyet ülkelerinde, sadece Türkiye’de değil, batı ülkelerinde de görülmeyen güçlü bir dinamiktir; batı ülkelerinin entelektüel dünyasını yapısalcılık, post-yapısalcılık vb. bütünüyle domine ederken Rusya’da kendine has marksist ve keynesyen bir sol, akademideki gücünden başka, bloglar ve youtube yayınlarıyla siyasi olarak da son derece etkilidir.

Bu etkiyi çevirilerim ve yorumlarımla elimden geldiğince yansıtmaya çalışıyorum.

Ne var ki burada, bildiğim kadarıyla sadece Türkiye’de değil batılı Rusya araştırmalarında da pek nadiren incelenmiş başka bir şeye bakalım ve yasal alandaki dinamikleri inceleyelim; bu, yaklaşan seçimlerle ilgili tahminde bulunmaya da olanak sağlayacaktır. Keza bu, emekçi kitlelerin hangi siyasi partileri desteklediklerini gösterecek, böylelikle bu desteğin mahiyetine dair bir fikir verecektir.

Bunun için başkanlık seçimlerine değil (zira Putin’in başkanlık prestiji, siyasetin solundan sağına kadar seçmen desteğini büyük ölçüde konsolide etmiştir) Duma seçimlerine bakacağım.

En büyük parti, bilindiği gibi, Birleşik Rusya. (Aslında “Tek Rusya” şeklinde çevrilmeli; ne var ki Türkçede böyle kaldı artık.) 1 Aralık 2001’de, Sergey Şoygu’nun (Birlik) ve Yevgeniy Primakov ile 1992’den 2010’a kadar Moskova Belediye Başkanı olan Yuriy Lujkov’un (Vatan) liderliğini yaptıkları iki partinin birleşmesiyle kuruldu. 2003 başında Adalet Bakanlığı tarafından kayda geçirildi, aynı yılın sonunda da bugünkü adını aldı. Şoygu, 2012’de Savunma Bakanlığına atanıncaya kadar partinin liderliğini yürüttü.

Eğer Birleşik Rusya’yı oluşturacak Birlik ve Vatan partilerinin 1999 seçimlerinde aldıkları toplam oy ve Duma’da kazandıkları sandalyeleri de Birleşik Rusya hesabına yazarsak, o yıldan, yani üçüncü dönem seçimlerinden beri başlıca partilerin aldıkları oy ve kazandıkları temsil oranlarının tablosu aşağıda:

Komünist Partisi bu seçimlerde, birinci parti olduğu 1995 seçimlerindeki yüzde 22,30’un da üzerine çıkmış, daha sonra Birleşik Rusya’yı oluşturacak olan Şoygu’nun Birlik ve Primakov’un Vatan — Bütün Rusya partileri de onun gerisinde kalmışlardı.

Ne var ki 2003 seçimlerinde tablo tamamen değişmişti.

Birleşik Rusya’nın oy oranını koruduğuna bakılırsa, Komünist Partisi’nden oraya kayma olmadığı ortaya çıkar. Bununla birlikte RFKP kitle desteğinin neredeyse yarısını üç buçuk yıl içinde kaybetmişti. Kaybı tetikleyen başlıca faktörler, sol muhalefetin RFKP dışına kayması ve toplam seçmenin yüzde 10 kadarını oluşturan bir sol seçmen kütlesinin de sandığa gitmemesiydi. Ancak solun Duma’da Yurt ile birlikte temsiliyeti hâlâ yüzde 20 seviyesindeydi.

2007 seçimlerinde ise tamamen farklı bir tablo ortaya çıktı: Birleşik Rusya, rekor seviyede oy topladı ve parlamentoda anayasal çoğunluğu kazandı.

Bu defa toplam sol muhalefet daha önce kendisine oy veren toplam seçmenin yüzde 8’ini doğrudan doğruya Birleşik Rusya’ya kaptırmıştı. Bu devasa sıçrayış, Putin’in tırmanan prestijiyle desteklenen bir iktidar avantajını da yansıtıyordu.

2011 seçimlerinde ise Birleşik Rusya’da düşüş gözlenirken RFKP’nin oylarında dramatik bir artış vardı.

Bu son iki seçim, yüzde 8’i bulan bir seçmen bloğunun tercihlerinin Birleşik Rusya ile Komünist Partisi arasında değiştiğini gösteriyordu. Burada, partilerin birbirlerine ideolojik yakınlığından ziyade, kitlelerin her ikisini de nasıl kavradığı belirgin bir şekilde hissediliyordu. Nitekim 2016 seçimleri, bu eğilimi, bu defa tersinden, bir kez daha ortaya koydu.

Şimdi; 2016 seçimleri iki önemli görüngüyü ortaya çıkardı. Birincisi, seçimlere katılımda yüzde 12’yi bulan düşüş; ikincisi de, Birleşik Rusya ve Komünist Partisi (daha da genelleştirilerek sol demeli) arasında 2007’den beri karşılıklı bir seçmen kaymasının devam ettiğini.

Daha yakından bakalım.

Aşağıdaki tabloda 1999’dan beri seçimlere katılan siyasi partileri üç başlıkta gruplandırdım: Sol, Merkez ve Sağ. Sol partiler arasında, başta RFKP olmak üzere, pek çok küçük başka parti de bulunuyor; bunların büyük kısmı Komünist Partisi türevleri (aralarında mesela 1999’da “Sovyetler Birliği İçin Stalin Bloğu” adını taşıyan bir parti de bulunuyordu ve aslında o günün şartlarında azımsanmayacak şekilde, yüzde 0,6 oy almıştı). Rusya’nın renkli siyasi hayatı içinde mütemadiyen birleşip ayrılan bu partiler arasında Komünist Partisi’nden sonra en çok dikkat çeken, sol sosyal-demokrat Adil Rusya’dır. Adil Rusya, 2007’den beri, önce yüzde 7, sonra yüzde 5 barajını aşarak parlamentoya girmeyi başarıyor. 2011’de yüzde 13,24 oy almayı başarmıştı; ancak 2016’da oyu yüzde 6’lara düştü. Rusya Komünistleri ise aynı yıl yüzde 2,27 oy almışlardı.

Dolayısıyla tablo, ilgili okur için, parlamentoda grubu bulunan RFKP ve Adil Rusya dışındaki sol partilerin gücü hakkında da fikir verecektir.

Şimdi, bu gruplandırmanın anlamına değinebiliriz.

Sol, malûm. Burada sağdan kastedilen, batıyla entegrasyon yanlısı veya kritik anda entegrasyona onay vermeye hazır siyasi örgütler. Seçimlerde yüzde 10-11 seviyesinde hazır oyu olan Jirinovski’nin Liberal Demokrat Partisi’ni de bu gruba yerleştirdim; zira bu patinin Jirinovski’nin tekkesi olarak tek rolü, bir zamanlar Almanya’daki Hür Demokratların kötü bir taklidi olmaktan ibarettir. Merkez ise, devlet kapitalizmi yanlısı ve bu kelimenin iktisadi olmaktan ziyade bütünüyle siyasi anlamıyla “devletçi” blok; onların başını da Birleşik Rusya çekiyor. 2007’den beri merkez ve sol arasında devamlı kaymalar olduğunu söylemiştim; bu olgu yukarıdaki tabloda eksiksiz görülüyor. Bununla birlikte 2016 seçimlerinde soldan Birleşik Rusya’ya kayıştan başka Birleşik Rusya’dan sağa kayış da dikkat çekiyor.

Rusya’da sol ve merkez arasında neden böyle bir ilişki bulunuyor?

Putin’in Komünist Partisi ile polemiklerine bakmalıyız. Putin, 20 Haziran 2019’da şöyle demişti:

“Retorik bir soru: ‘Sosyalizme geri dönüş yok, ama kapitalizm de bana hiçbir şey vermedi. İnsanlara neden sormadılar?’ Birincisi, 1990’ların başında insanlara sordular. Ve, yüzde 74 Sovyetler Birliği’nin korunması için oy vermiş olmasına rağmen, daha sonra hiç kimse bunu hatırlamadı ve RSFSC Yüksek Sovyeti esasen Sovyetler Birliği’nin dağılması için oy verdi. Bunlar halkın temsilcileriydiler ve bunun için oy verdiler. Keza, anladığım kadarıyla, bu soruyu sol görüş taraftarları, belki Komünist Partisi taraftarları gündeme getirdiler, peki Sovyetler Birliği’ni Komünist Partisi değilse kim dağıttı? Aynen böyle oldu. Hem SBKP Genel Sekreteri Mihail Sergeyeviç Gorbaçov hem de ikincil, o zaman karşıt taraf, hepsi SBKP MK’dan çıkmalar. Peki ne o halde? Mesele ne? Geri dönmek mümkün mü? Tam işlevli bir sosyalizm — bu benim şahsi kanaatim — olası değil, ülke başka bir yer oldu. Bu ancak ağır iç çatışmalarla mümkün. Bu çatışmalara ihtiyacımız var mı? Sol görüşlü, sosyalist ideallere bağlı siyasi güçler ülkeyi ve yüksek siyasi iktidarı kontrol edebilirler, bunu dışlamıyorum. Her yasal güç açık siyasi tartışmalarla, halka, nüfusa, seçmenlere hitap ederek sempatilerini kazanabilir ve iktidarın üst kademelerine yerleşebilir. Bu ülke için iyi mi olur? Bilmiyorum. Çünkü, her şeyi millileştirmek başka, millileştirilen alanların etkin şekilde çalışacak noktaya ulaşmaları başka — bunlar bütünüyle başka şeyler. Bununla birlikte devletin nüfuzu ve devletin düzenleyiciliği unsurları bizde zaten mevcut, bu ayrı, büyük bir tartışma.”

Bu pasajı inceleyelim.

Birincisi, devrimci değil hukukçu gözüyle, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasına götüren süreci inceliyor; buna göre, halk referandumda Sovyetler Birliği’nin korunması için oy vermiştir ama birlik, hukuken halkın temsilcileri olan Yüksek Sovyet’in kararıyla dağılmıştır — evet, hukuken tam da böyle olmuştur. İkincisi, Sovyetler Birliği’ni komünistler kurmuştur ama dağıtan da gene “komünistler” olmuştur; zira dağılmaya götüren irade de komünist partisinden çıkmıştır. Sovyetler Birliği’ni kuran komünistler ile yıkan “komünistler” arasındaki nitelik farklarına bakmayan, ama örgütsel devamlılığa bakarak ileri sürülen hukuki bir iddia; bu da (siyasi olmaktan ziyade) hukuki olarak doğru. Üçüncüsü, sosyalizme geri dönüş mümkündür; ama “çatışmaya ihtiyaç var mı?” Bu önemli bir sorudur ve kitlelerin zihinlerinde canlılığını koruyan 1990’ları hatırlatır. Kitapta, “Rusya Federasyonu yöneticilerinin jeopolitik davranışlarını şekillendiren ikinci unsur” olarak tanımladığım şeydir bu. Orada şöyle demiştim:

“Rusyalılık söz konusu olduğunda yönetici elit için karşı-devrim anlamını yitirmiş bir kavramdır ve bu, aslında SSCB döneminde de aşağı yukarı böyleydi; 1917 ve 1991 arasında temel bir fark görülmemektedir, zira her ikisi de benzer sonuçlara yol açmışlardır. Böylece … felaketin tekrar yaşanmasının önlenmesi, aynı zamanda devrimin önlenmesi anlamına gelir. Bu yaklaşımın izleri her alanda hissedilir; toplumda radikalleşme eğilimleri büyük bir hızla tasfiye edilmeye çalışılır. Radikalleşmeye karşı zor uygulanması ve toplumsal rıza üretiminin de sürekliliğinin sağlanması, siyasi istikrar taşıyan her yerde olduğu gibi Rusya’da da paralel süreçlerdir; ancak Rusya’da rıza üretimi baskındır. Bu, iktidarın muhalefetle ilişkisinde ve kapsayıcı dilinde açıklıkla görülür. Adeta SBKP yönetiminin partili kitleler kadar partisizleri de temsil ettiği gibi, yönetici elit, destekçilerini olduğu kadar muhaliflerini de temsil etmeye çalışmaktadır.”

Demek ki, rıza üretimi devletin temel görevidir, zaten “devletlilik” denen şey de ancak nüfusun rıza göstermesiyle mümkündür. Buna, Medya Günlüğü’ndeki yazımda değinmiştim. Ancak Putin’in sözlerinde daha dikkat çekici olan şudur: geriye dönüş kategorik olarak dışlanmaz, imkânsız sayılmaz; komünistler eğer iktidarın üst kademelerine yerleşirlerse pekâlâ mümkündür; o zaman “her şey millileştirilebilir”. Burada gene tarihsel değil hukuki bir bakış var; ancak benzerleriyle karşılaştırıldığında kendi içinde tutarlı bir bakış. Bu, hiç değilse dil olarak (ve rıza zaten bu dille üretilir) liberal demokrasiden de bütünüyle farklıdır; liberal demokrasilerde sosyalizme seçimler yoluyla geçilmesinin önünde fiili bir engel yoktur ama mesela Almanya, tehdit olarak gördüğünde, Komünist Partisi’ni açıkça kriminalize eder ve seçimlere katılmasını da engeller. Komünist hareketin kriminalize edilmesi, liberal demokrasinin alamet-i farikalarından biridir; zira antikomünizm, rejimin değişmez dokusunu teşkil eder. Rusya’da böyle değildir, zira Rusya’da Sovyetler Birliği, komünizm ve devlet, birbiriyle akrabalık taşıyan kavramlardır. Son olarak Putin, sola, kitapta üzerinde ısrarla durduğum bir şeyi, NEP’i vazeder: “devletin nüfuzu ve düzenleyiciliği bizde zaten mevcut”.

Soldan merkeze, merkezden sola seçmen akışının sebebi hikmeti, burada yatar.  Doğru, merkez rejim içi muhalefet önerir; ama sol da bunu kabul eder. Sadece sol değil, kitleler açısından da böyledir; üzerinden otuz yıl da geçmiş olsa, televizyonlardan eksik olmayan nostalji filmleri, akademik ortamda temel kaynaklar olan tarihi metinler, temelleri Sovyetler Birliği’nde bulunan kurumsal yapı, solun entelektüel gücü ve hatta en genel anlamda sanat ve edebiyat, Sovyet dönemiyle devamlılık göstermesine büyük özen gösterilen yurtsever söylemler, iktisadi altyapı tamamen değişmiş bile olsa ideolojik üstyapının kapitalizmle eksiksiz bütünleşmesine hiç değilse bugüne kadar engel olmuştur.

.

0 %