DünyaTarih

Sosyalist Birlik’ten Bugüne Kalan Miras: Anti-Emperyalizm

Monthly Review | Çeviri: Candaş Ayan

[Monthly Review’in 2021 Mayıs sayısında editör notu olarak yer alan aşağıdaki metin Sosyalist Kritik tarafından Türkçeleştirilmiştir.] 

William Morris, Eleanor Marx, Edward Aveling, E. Belfort Bax ve John L. Mahon gibi gelişmekte olan İngiltere sosyalist hareketinin kimi önemli isimleri, Aralık 1884’te, HM Hyndman liderliğindeki Sosyal Demokrat Federasyon’dan ayrılarak Sosyalist Birlik’i (the Socialist League) kurdular. Bu kopuşa yol açan en önemli anlaşmazlıklardan birisi, Hyndman’ın o zamanlar güçlükle gizlediği şovenist, aşırı milliyetçiliği ve Britanya İmparatorluğu’na verdiği güçlü desteğiydi.

Bu konudaki en acil mesele, İngiliz General William Hicks liderliğindeki Mısır sefer gücünün 1883’teki Sudan yenilgisinden sonra, İngiliz hükümetinin, sivilleri ve askerleri tahliye etmesi için General Charles Gordon’u Sudan’daki Hartum’a göndermesiydi. Britanya İmparatorluğu, Mısır’ın İngiliz-Mısır Savaşı’nı kaybetmesini takip eden süreçte Mısır’da sömürgeci kontrolü ele geçirmişti ve sonrasında yönetim alanını, on yıllardır Mısır’a tâbi olan Sudan’a doğru (o dönemde bu bölge Osmanlı’nın emperyal tebaasıydı) genişletmeye çalışmıştı, ancak Sudan’da 1881’de Muhammed Ahmed bin Abdullah (Mehdi) liderliğinde, yabancı yönetime karşı bir isyan başlamıştı. Hartum’a varan Gordon, derhal şehri güçlendirmiş ve birliklerini, başlangıçta iyi ilişkiler kurduğu, şehri kuşatan kabile topluluklarının üzerine süratle salmıştı. Ocak 1885’te art arda devam etmekte olan Hartum kuşatmalarından birinde, bir İngiliz yardım birliğinin gelmesinden iki gün önce öldürüldü. Gordon’un ölümüyle birlikte, özellikle Pall Mall Gazette ve Times gibi yayınlar tarafından köpürtülen, intikam ve Sudan’ın İngiliz emperyalizmi tarafından işgali şeklindeki kamusal yaygara, sonunda hakikaten bir İngiliz işgaline ve ölen yirmi sekiz İngiliz’e (ve ek olarak yirmi kişiye daha) karşılık, Omdurman’da direnen Sudanlıların on bir binden fazlasının öldürüldüğü (altı adet Maxim silahının kullanıldığı) bir makineli tüfek katliamına yol açmıştır. Bir görgü tanığının belirttiği üzere “bu bir savaş değil, bir infazdı.” Sudan’ın ilerleyen süreçte İngilizler tarafından sömürgeleştirilmesi, Sudan halkının kendi kaderinin efendisi olduğu 1885’ten 1898’e kadar olan modern çağdaki bu kısa dönemi sona erdirdi (John Ellis, The Social History of the Machine Gun [New York: Pantheon, 1975], 85–87).

Sosyalist Birlik, Marksist anlayıştaki sosyalizm tanımının merkezinde anti-emperyalizmin olduğunu iddia ederek, daha en baştan kendini diğerlerinden ayırmıştır. Yayımladıkları Commonweal dergisinin (Morris’in editörlüğünü yaptığı) Şubat 1885’teki ilk sayısında, yalnızca Sosyalist Birlik Manifestosu (The Manifesto of the Socialist League) değil, aynı zamanda Bax’ın Sudan’a odaklanan “Imperialism v. Socialism” başlıklı makalesi de yer alır. Bax’a göre: “Irk gururu ve sınıf gururu, Sosyalizm açısından aynı mahkûmiyetin içindedir. Bu nedenle, Sosyalizmin herhangi bir ulusal veya ırk temelinde kurulması söz konusu değildir” (E. Belfort Bax, “Imperialism v. Socialism,” Commonweal 1, no. 1 [February 1885]). Bunu, Mart 1885’te Bax’ın “Gordon and the Soudan” adlı makalesinin yayımlanması ve aynı ay içinde Morris tarafından kaleme alınan ve bünyesinde Morris, Eleanor Marx, Aveling, Bax, Mahon ve Karl Marx’a uzun yıllar yoldaşlık yapmış Frederick Lessner gibi isimlerin bulunduğu Sosyalist Birliğin Geçici Konseyi tarafından imzalanan Sudan Savaşı Üzerine Sosyalist Birlik Manifestosunun yayımlanması izler. İngiliz emperyal hegemonyası ve emek aristokrasisi nosyonunu ve bunun İngiltere’de sosyalizm olasılığı üzerindeki etkisini ortaya koyan Friedrich Engels de, Mart 1885 tarihli Commonweal’in ikinci sayısında “England in 1845 and 1885” başlığıyla yayımlanan makalesi ile Sosyalist Birlik’in bu anti-emperyalist duruşunu güçlü bir şekilde destekler.

Sudan Savaşı Üzerine Sosyalist Birlik Manifestosu, hem İngiliz sosyalistleri tarafından yayımlanan ilk anti-emperyalist manifesto olması hem de günümüzde hala devam eden bağıntılılığı nedeniyle anımsanmaya değer. Manifestonun, bir dizi kilit noktayı formüle ettiği söylenebilir: (1) İngilizlerin Sudan’a karşı yürüttükleri savaş, “tek suçu” “yabancı bir zalime karşı ayaklanmak” olan bir Arap nüfusa karşı yürütülen “haksız bir savaştı”; Sudanlıları kendi ülkelerini geri almaya çalışırken “isyancılar” olarak tanımlamak, bu bağlamda sadece emperyalist bir propagandaydı. (2) İngiliz “yönetici ve mülk sahibi sınıfların” bu saldırganlığı “topluluk[1] adına” yaptıklarına dair iddiaları uydurmadır ve sosyalistler tarafından asla kabul edilmemelidir. (3) İngiliz işçi sınıfının ürettiği toplam artı değerin muazzam bir kısmı, sırf “Doğu Afrika, ‘süprüntü’ malların, kötü ruhların, zührevi hastalıkların, ucuz İncillerin ve misyonerlerin satıcısına ‘açılsın’ diye” “Arap katliamında çarçur ediliyordu” ki bu kapitalizm ve emperyalizmdir. (4) “[Kapitalist] ulusların tüm rekabetleri, barbar [kapitalist olmayan] ülkelerin ganimetlerinden alınacak olan pay için girişilen aşağılayıcı bir mücadeleye indirgenmiştir.” Ve (5) Gordon gibi paralı askerler tarafından “ticari savaşlar” adı altında yürütülen bu tür bir ikiyüzlülük, “Doğulu bir tarzda bu ülkenin kurtuluşunu üstlenen, ajanları aracılığıyla Başı-Bozuk garnizonunu [muhtemelen, Hicks seferinde ele geçirilen Osmanlı birliklerine atıfta bulunuyor] terhis etmeye hazır olduğunu defalarca ilan eden ve -barışı korumak adına Sudan’ın kendi egemenliğine izin verildiği takdirde- Mısır’da saldırganlıktan kaçınmayı garanti eden cesur adam Muhammed Ahmed’in (Mehdi)” haklı konumuyla karşılaştırılabilir.

O zamanlar başka hiçbir açıklama emperyalist fetih ve ticari nüfuza bu kadar kapsamlı bir şekilde meydan okumamış, “topluluk”, uygarlık ve “ilkel” nüfusların korunması adına yürütülen bir sömürgeleştirmeyi -bu tür bir emperyalizmi, buralardan değil, kapitalizmin mantığından kaynaklanmış olarak görerek- bu denli bütünlüklü bir şekilde eleştirmemiştir. Morris ve Sosyalist Birlik’in başka bir zamanda ileri sürdüğü üzere, “Sudan’daki savaş, sömürü alanlarını genişletmek isteyen kapitalist sınıf tarafından başlatıldı” (E. P. Thompson, William Morris [New York: Pantheon, 1976], 386). Halkların egemenliği ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı, dayatılan emperyalizm ideolojisi temelinde meşru bir şekilde bir kenara bırakılamayacak, önemli bir ilkeydi. Sosyalist Birlik’in anti-emperyalizmi ile birlikte Engels’in görüşleri, V. I. Lenin’in emperyalizm teorisinin oluşumunda ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı konusundaki ısrarında büyük rol oynayacaktı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında daha belirgin bir hale gelen uluslararası sosyalist hareket içindeki bir bölünmeye tekabül eden Sosyalist Birlik’teki Marksist sosyalistlerin güçlü anti-emperyalist duruşu, o sırada Britanya’daki sosyalist hareketin çoğuna karşı çıkmıştı. İlk yıllarında Morris ve Eleanor Marx’ın arkadaşı olan George Bernard Shaw, Sudan Savaşı esnasında Sosyalist Birlik’in anti-emperyalist pozisyonuna dahil olmayı reddetmişti (George Bernard Shaw to Mahon, April 13, 1885, in International Review of Social History 7, no. 3 [December 1962]: 431–32). On beş yıl sonra, Shaw ve Sidney ve Beatrice Webb gibi Fabian sosyalizminin önde gelen şahsiyetleri, Boer Savaşı bağlamında, amacı daha iyi huylu bir imparatorluğu teşvik etmek olan bir sosyal emperyalizm duruşu geliştireceklerdi. Shaw, bunun “yüce ve kamu yararını gözeten bir emperyalizm” olduğu iddiasındaydı. Şubat 1900’deki emperyalizm üzerine bir konuşmasında, “bir Fabian, teoride zorunlu olarak bir Emperyalisttir” demiştir (Bernard Semmel, Imperialism and Social Reform [New York: Anchor Books, 1960], 58–59).

Shaw tarafından kaleme alınan (Fabianlar tarafından benimsenmesi, Morris’in uzun süredir ortağı olan Walter Crane’in üyeliğini topluluktan geri çekmesine neden oldu) Fabianizm ve İmparatorluk: Fabian Topluluğunun Manifestosu (Fabianism and the Empire: A Manifesto by the Fabian Society) adlı eserde, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Yeniden Yapılanmanın, Siyah insanların ırksal olarak demokratik yönetimden aciz olduğunu kanıtladığı ileri sürülmüştü. Shaw sözlerini şu şekilde sürdürür: “Böylece iki İmparatorluk politikamız var: beyaz sömürgecilerin büyük çoğunlukta olduğu eyaletler için demokratik bir politika [beyaz yerleşimci sömürgeciliği] ve çoğunluğun renkli yerlilerden oluştuğu bürokratik bir politika” (George Bernard Shaw, ed., Fabianism and Empire [London: Grant Richards, 1900], 15–16). Fabian manifestosu, İngiliz ve Fransızlar tarafından Çin’e karşı yürütülen Afyon Savaşları ile birlikte Çin’deki büyük güçlerin sözde Boxer İsyanı (Yihetuan hareketi) bağlamında henüz tamamlanmış olan askeri müdahalelerini haklı çıkartmak adına şöyle demekteydi: “Bir ulusun, dünyanın geri kalanının çıkarlarını dikkate almaksızın, kendi topraklarında istediğini yapma hakkına sahip olduğu fikri, Uluslararası Sosyalist bakış açısıyla, bir toprak sahibinin, komşularının çıkarlarını dikkate almaksızın, kendi mülküyle istediğini yapma hakkı olduğu fikrinden daha fazla savunulamaz.” Bu nedenle Britanya, “uluslararası seyahat ve ticaret haklarını” uygulamak için tasarlanmış emperyalist savaşlarında haklıydı… “Eğer Çinliler, bizim anladığımız anlamdaki düzeni, kendi kendilerine kuramıyorlarsa, Büyük Güçler bunu onlar adına kurmalıdırlar” (Shaw, Fabianism and Empire, 44–47).

Geniş sol içindeki emperyalizm konulu benzer bir bölünmenin, ABD hegemonyasının gerilediği ve “Amerika’yı Yeniden Büyük Yapma (Make America Great Again)” girişimleri çağında, yani günümüzde, yeniden ortaya çıkma tehlikesi bulunuyor. İnsani emperyalizmi (veya insan hakları emperyalizmini) savunan birçok iyi niyetli ilerici, 1976’dan beri her yıl Amerika Birleşik Devletleri’nin kendisi hariç, dünyadaki her ulus ile ilgili insan hakları raporları yayınlayan (bu durum, diğer ulusların “Guantanamo’muz Yok” diye tepki göstermesine neden oluyor) ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Demokrasi, İnsan Hakları ve Çalışma Bürosu tarafından yayılan hegemonik insan hakları propagandasının tuzağına düşüyor. Esasında bu raporlar ve Washington ile bir döner kapı politikası[2] işleten milyarderler tarafından finanse edilen İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşların benzer konulardaki raporları, Washington ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) şu gerekçeleri sağlamak üzere tasarlanmıştır: (1) askeri yığınaklar ve savaş tehditleri; (2) fiili savaşların ve askeri müdahalelerin gerçekleştirilmesi; (3) ekonomik yaptırımlar ve ablukalar (nüfusları aç bırakmak için tasarlanmış modern bir kuşatma savaşı biçimi); (4) diğer ülkelerin seçimlerine siyasi müdahale; ve (5) “renkli devrimler”in başlatılması -tüm bunlar, esas olarak, Washington tarafından resmi olarak insan hakları ihlalcileri olarak hedef alınan ve esasında itaatkar olmayan uluslara yöneliktir.

Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri tarafından Çin merkezli olarak başlatılan Yeni Soğuk Savaş ile birlikte, ABD’nin hegemonik güç olduğu NATO, Atlantik Konseyi, kurumsal medya (ve kurumsal kontrollü sosyal medya) ve çok sayıda emperyalist sivil toplum örgütü, daha önceki Soğuk Savaş’ı anımsatan bir tarzda, filizlenen solu bölmek için insan hakları suçlamalarıyla silahlandırılıyorlar (bu konu ile ilgili, bakınız: James Petras, “The CIA and the Cultural Cold War Revisited,” Monthly Review 51, no. 6 [November 1999]: 47–56). Bu nedenle, ABD ve NATO önderliğindeki “insani emperyalizme” ve onun “başarısız devletlerin” yeniden sömürgeleştirilmesine yönelik “insan hakları müdahaleleri” çağrılarına yönelik sarsılmaz bir muhalefet, yirmi birinci yüzyıl için uygulanabilir olan herhangi bir sosyalizmin ilk koşuludur (bakınız: Jean Bricmont, Humanitarian Imperialism [New York: Monthly Review Press, 2006]; Mahmood Mamdani, Saviors and Survivors [Cape Town: HSRC Press, 2009], 299–300; Noam Chomsky, “Humanitarian Imperialism: The New Doctrine of Imperial Right,” Monthly Review 60, no. 4 [September 2008]: 22–50; Alan MacLeod, “Humanitarian Imperialism,” Fairness and Accuracy in Reporting, March 3, 2021; Ajamu Baraka, “The Universal Declaration of Human Rights at 70: Time to Decolonize Human Rights!,” Black Agenda Report, December 7, 2018.).

[1] Çevirmenin Notu: Burada kastedilen topluluk İngiliz halkıdır.

[2] Çevirmenin Notu: Burada kullanılan İngilizce kalıp (to operate a revolving door), bir yanda yasa koyucu ve düzenleyici rolleri ile diğer yanda mevzuat ve düzenlemelerden etkilenen endüstrilerin üyeleri arasındaki bir personel hareketini ifade etmektedir.

.

0 %