Dünya

Oligarklar, Uluslararası Tugaylar ve Savunma Bütçeleri Üzerine…

Covid “bitti”. Savaş başladı. “Bilimin rehberliği” ise devam ediyor. Bilim dün virüs hakkındaki resmi anlatıya kuşkuyla yaklaşanları bilim düşmanı komplo teoricileri olarak mahkum ediyordu; bugün Ukrayna’da olan bitenlere sunulandan farklı bir perspektiften bakanları aynı biçimde mahkum ediyor. Sunulan savaş anlatısına kuşkuyla mı yaklaşıyorsunuz, yafta hazır: “Putin’in ajanı”; fakat Putin Batı’da ne çok ajan yetiştirmiş ya da sahip olduğu kıt kaynaklar dikkate alındığında ne kadar başarılı dezenformasyon kampanyaları organize etmiş, akıl alır gibi değil…

Amerikan hükümeti 2021 yılında Amerikan basın kuruluşlarına 1 milyar dolar para dağıtmış. Bu yüksek miktarda paranın Amerikan medya kuruluşlarına veriliş nedeni, bu kuruluşların “yayınlarında covid aşıları hakkında olumlu haber yapılması” ve “aşılar hakkında negatif haberler yapılmasının engellenmesini” sağlamakmış. (Biden Administration Paid Media $1 Billion for COVID Shot Propaganda, Liberty Counsel)

Batı basını yıllardır bıkmadan yineliyor, “Rus oligarklar”, “Rusya’daki ahbap çavuş kapitalizmi”. Bu aşı meselesi “oligarkı” bulunmayan sadece ülkesi için iş ve zenginlik üreten Batı kapitalizminin işleyiş mekanizmalarına yakından bakmak için elverişli bir zemin sunuyor. Bir halk sağlığı tehlikesi var ve buna karşı kullanılacak en etkili silahın aşılar olduğu kabul ediliyor. Bu aşıları üretme kapasitesine sahip olan büyük sağlık şirketi sayısı zaten çok sınırlı, yani sektör bütünüyle az sayıda büyük tekelin hakimiyetinde.

Bu büyük tekeller piyasa hakimiyetleri nedeniyle küresel kapsamda ağlara sahipler ve çok yüksek karlarla çalışıyorlar. İş salgına karşı aşı geliştirmeye geldiğinde; “biz” diyorlar “tabii ki aşı geliştirmek istiyoruz ama bunun için hükümet bize mali destek sunmalı”. Amerikan hükümeti aşı geliştirmeleri için kamusal kaynaklardan milyarlarca doları bu birkaç tekele aktarıyor. Bu kaynaklarla aşı geliştirme işine hız veriyorlar. Aşılar hazır. Aşıların yüksek tekel karlarıyla aynı hükümete satılması için sözleşme yapılıyor.

Bu aşıların kitlesel olarak kullanılabilmesi için gerekli tanıtım yani reklam bütçesini de yine hükümet üstleniyor ve bu kapsamda medyaya 1 milyar dolar dağıtıyor. İşte tüm bunlar “oligarkı” olmayan, “ahbap çavuş kapitalizmine” savaş açmış ülkede ve ülkelerde oluyor. Piyasa rekabeti, araştırma-geliştirme bütçeleri gibi güzel kavramlar hemen her yerde fakat gerçekte hiçbir yerde. İşte bu Finans-kapitalizm ve mali oligarşinin hakimiyetinin en net fotoğrafıdır.

Lenin, “Emperyalizm, ya da mali sermayenin egemenliği, bu ayrımın muazzam ölçülere ulaştığı kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Mali sermayenin, sermayenin öteki çeşitlerinin tümü üzerindeki üstünlüğü, rantiyenin ve mali oligarşinin üstünlüğü, mali açıdan güçlü birkaç devletin üstünlüğü anlamına gelmektedir” demişti.

“Mali oligarşinin üstünlüğünü” en açık nerede görebiliriz? Aşılarda…

Dünyanın en büyük üç varlık yönetimi şirketi 18 trilyon dolar tutarında bir varlığı yönetiyor. Bu gruplar, BlackRock, State Street ve Vanguard Group. Bunlar Apple, JP Morgan ve Pfizer gibi kendi sektörlerinde dev boyutlara ulaşmış tekellerin hissedarlarıdır. BlackRock ve Vanguard, GlaxoSmithKline adlı ilaç tekelinin en büyük iki hissedarıdır. Pfizer’de Vanguard en büyük yatırımcı iken BlackRock ikinci en büyük hisse sahibidir. Büyük teknoloji tekelleri ve büyük medya tekellerinde de aynı varlık yönetimi şirketlerinin hakimiyeti söz konusudur. (Bu konuda geniş bilgi için bakınız BlackRock ve Vanguard Group: Kovid Gezegeninin Sahibi Kim?).

Mali oligarşi anavatanında o denli büyük bir güç kazanmıştır ki; ABD hükümetinin salgın sürecinde bastığı trilyonlarca doları nereye nasıl yönlendireceğine Beyaz Saray’da karar veren heyetin başında BlackRock CEO’su Larry Fink vardı. Beyaz Saray kaynaklarına göre, Larry Fink ve Amerikan iş dünyasından bir grup patron hükümete “danışmanlık” yapmaktaydı. Mussolini faşizm için, “faşizm şirketle devletin birleştiği bir yönetim biçimidir” demişti. Şirketle devletin birleşmesinin en gelişkin biçimini Beyaz Saray’da oturup kamu kaynaklarının dağıtımını kontrol eden şirket temsilcilerinde görmek zor olmasa gerekir.

Putin’in ajan envanteriyse hakikaten öyle bir kapsama sahip ki, ABD’nin alanlarında saygın gazeteci ve akademisyenlerinden, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’e kadar uzanıyor. AB’nin Amerikan kumandasındaki Rusya politikasının sahadaki en yetkili ismi hiç gocunmadan Putin’e  hizmet ediyor, diyor ki: “Bir dizi hata yaptığımızı ve Rusya’nın Batı’ya yaklaşması fırsatını kaybettiğimizi kabul etmeye hazırım. Daha iyisini yapabileceğimiz anlar oldu, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’nun bir parçası olacağı sözünü vermek gibi önerdiğimiz ancak uygulayamadığımız şeyler oldu. Bence tutamayacağınız sözleri vermek bir hatadır.” Hata tabii yapılır ama eğer bu hatalar gerçekten kabul ediliyorsa, bir yerde hatadan dönmek gerekmez mi? Hatadan dönmek için önce ABD’nin hegemonyasından kurtulmak gerekiyor ve AB bunun çok uzağında olduğunu Ukrayna pratikleriyle gösteriyor.

Putin’in ajan envanteri içinde ABD’de Fox News’in ünlü programcısı Tucker Carlson’da yer alıyor. Rusya ve Çin yöneticileri ABD’nin Ukrayna’da 2005 yılından itibaren kurduğu biyolojik araştırma laboratuvarlarının faaliyetleri hakkında yıllardır çeşitli iddialarda bulunuyordu. ABD yetkilileri senelerdir bunun Putin’in ABD’ye yönelik dezenformasyon kampanyalarının bir parçası olduğunu dile getiriyordu. Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov dört gün önce yaptığı açıklamada, Ukrayna’da ABD tarafından finanse edilen bir askeri biyolojik programın açığa çıkarıldığını söyledi.

Konaşenkov açıklamasında, “Özel bir askeri operasyon sırasında, ABD Savunma Bakanlığı tarafından finanse edilen ve Ukrayna’da uygulanan askeri biyolojik programın izlerinin Kiev rejimi tarafından acil bir şekilde temizlendiği ortaya çıktı” dedi. Beyaz Saray sözcüsü Psaki bu iddialarla, Putin’in Ukrayna’da kimyasal ve biyolojik silah kullanmak için gerekçe hazırladığını öne sürdü. Bunlar Kremlin yalanlarıydı.

Ne ki, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland Senato Dış İlişkiler Konseyi’nin sorunlarını yanıtlarken, Ukrayna’da biyolojik araştırma laboratuvarlarının varlığını kabul etti ve Ukraynalılarla birlikte buralardaki hassas materyalin Rusların eline geçmesini önlemek için çalıştıklarını açıkladı. Nuland bu laboratuvarlarda biyolojik silah üretme faaliyetinin söz konusu olmadığını, bu laboratuvarlarda biyolojik saldırılara karşı savunma çalışmaları yapıldığını söyledi. Konuşmasında materyallerin Rusların eline geçmesi konusundaki endişesini dile getirdi Nuland. Zararsız çalışmalar yapılıyorsa neden endişe edilir?

Nuland’ın bu açıklamalarını referans alan Carlson Fox TV’de “bize uzun zamandır Rus dezenformasyonu dedikleri şeyin aslında bir komplo teorisi değil gerçek olduğunu Nuland senatoda kabul etti. Oysa bu iddialar bütünüyle ve tamamen doğruydu. Bunları Washington’da her gün duyamazsınız. Bu laboratuvarlarda acaba ne yapıyorlardı? Ukrayna Avrupa’nın en fakir ülkesi. Bu laboratuvarlarda herhalde lösemi ilaçları geliştirmiyorlardı. Bu araştırmaların orduyla bağlantısı var. Bu biyolojik sailahlar üzerine çalışıldığına dair” dedi. Carlson zaten Trump hayranı bir gerici değil miydi? Trump ve hayranları zaten Putin’in yardakçılarıydı. Seneler önce Putin’in dezenformasyon savaşına asker yazılmışlardı…

Rusya Devlet Başkanlığı Kırım Daimi Temsilcisi Georgiy Muradov, ABD’nin Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olduğu zamanlarda Simferopol’de biyolojik laboratuvar açma planları yaptığını söyledi. Muradov, “Ukrayna topraklarındaki Pentagon’un gizli laboratuvarlarında yıllarca biyolojik silahlar geliştirildi. Kırımlılar bu konuyu biliyor ve Kırım’ın Rusya Federasyonu ile yeniden birleşmesi, Kırım’da patojen yaratma planlarının uygulanmasını engelledi” dedi. Muradov Putin’in kumanda ettiği aygıtın bir parçasıydı ve dolayısıyla onun yalanlarını yayıyordu. Amerikan basını hemen bunun nasıl tehlikeli bir dezenformasyon kampanyası olduğunu anlatmaya başladı ve tümü bunların asılsız yalanlar olduğunu iddia eden bir Pentagon açıklamasına referans yapıyordu. Kanıt Pentagon açıklamasıydı, öyle ya, Pentagon öyle şeffaf, temiz bir kurumdur ki, bunları yapmış olsa hiç kabul etmez miydi?

***

1996’dan beri İngiltere’de yaşayan bir araba satıcısıymış. Burada keyfi yerindeymiş. Televizyonda Rus tanklarının Ukrayna’ya girdiğini gördüğünde ilk dedesini ve ailesini hatırlamış. Hemen Ukrayna’ya dönüp Rus istilasına karşı savaşması gerektiğine karar vermiş. Soluğu Ukrayna’da almış. İngiltere’den gelen diğer yabancı savaşçılarla beraber olduğu bir kampta görüştüğü Guardian gazetesine anlatıyor öyküsünü. “Dedem savaşmıştı, benimde savaşmam gerekiyordu” diyor. “Dedem” diyor “hem Nazilere hem de Kızıl Orduya karşı savaştı ülkesi için”. Dedesinin Nazi ve Kızıl Ordu faşizmine karşı savaştığını iddia ediyor ve “bugünün faşisti Putin’dir, ben ona karşı savaşıyorum” diyor.

2. Paylaşım savaşında Ukrayna’da hem Nazilere hem Kızıl Ordu’ya karşı savaştığını iddia edenler faşistlerdi. İnce bir ayrıntıyı gizliyorlardı. Nazi işgalinden sonra gruplar halinde Nazi ordusu hizmetine girmiş ve etnik arındırma hedefiyle sivil halka yönelik korkunç katliamlar gerçekleştirmişlerdi. Kızıl Ordu’nun Nazi sürülerini Ukrayna’dan sürme sürecinde fırsat buldukları anlarda Nazilere karşı saldırılar düzenlemiş ve Kızıl Ordu’ya karşı Ukrayna’da bir gerilla savaşı başlatmışlardı. Kızıl Ordu’nun hızlı ilerlemesi karşısında şefleri bu kez Batı Avrupa ülkeleri ve Amerika için çalışmaya başlamışlardı.

Soğuk Savaş döneminde Batı’nın en önemli ideolojik saldırı aygıtlarından biri, Stalin ve Hitler’in bir madalyonun iki yüzü olduğu yönündeki yaygın propagandaydı. Faşizmi inine kadar takip edip diz çöktüren Stalin’le Hitler’i aynılaştırmak ve faşist Almanya ile Sovyetler Birliğini “totaliter diktatörlükler” kavramı çerçevesinde aynı kapsam içine almak “özgür Batının” en etkili ideolojik silahlarından biriydi. Aynı ideolojik kurgu NATO’nun beyin tröstleri tarafından günümüzde yeniden üretiliyor ve liberal solun bir bölümü bu çerçevede NATO’nun sivil ordularına asker olarak kaydoluyor.

Ukrayna’da oluşturulan Uluslararası Lejyon üyesi savaşçılar Batı basınına hikayelerini anlatıyor. Amerikan basını Amerika’dan 10 bin kişinin lejyona katıldığının tahmin edildiği bilgisini paylaşıyor ve bazı katılımcılarla söyleşilere yer veriyor. Katılımcıların büyük çoğunluğunun Afganistan ve Irak’ta savaşmış eski Amerikan askerleri olduğu bilgisi de paylaşılıyor. Söyleşiye katılan bir lejyoner, televizyondaki görüntüleri gördüğünde hemen savaşmaya karar verdiğini söylüyor. Rus ordusunun Ukrayna’ya girdiği gün, eski askerlerin iletişim halinde olduğu çeşitli sitelerde kampanyalar başlamış. Silah ve mühimmat için ciddi bağışlar yapılmış. Hemen hareket etmişler.

2 katılımcı niyetlerinin halis olduğunu, zalimi cezalandırmak için harekete geçtiklerini belirtiyor. Daha önce de bunun için Irak ve Afganistan’da savaştıklarını, Putin’in sonunun Saddam’ın sonu gibi olacağından emin oldukları belirtiyorlar. Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmiş katiller bir kez daha “özgürlük savaşçıları” olarak kutsanıyor ve Almanya basını 1000 Neo-Nazi’nin uluslararası lejyonda savaşmak için Almanya’dan ayrıldığının düşünüldüğünü yazıyor. Alman İşçileri Bakanı bu konunun çok hassas olduğunu, endişelendiklerini belirtiyor. Bu konuda sınırda kontrollerin artırılması gerektiğini ve bunun üzerine çalıştıklarını söylüyor.

Alçaklıkta sınır tabii ki yok. Guardian gazetesi, “Ukrayna krizinde No Pasaran (Geçit Yok) anti-faşist sloganı yeni bir önem kazandı” başlığı altında, Ukrayna’daki Uluslararası Lejyon’un 1936’da İspanya’da savaşan Uluslararası Tugaylar’ın sesini yankıladığını iddia ediyor. O günlerde İspanya’da faşizme karşı mücadele için ülkelerinden İspanya’ya gelenlerin tarihin doğru tarafında yer aldıklarını ve bugün Ukrayna’ya gelenlerin de tarihin doğru tarafında bulunduklarını belirtiyor. İspanyol faşizmine karşı mücadele için kurulan Uluslararası Tugaylar’da komünist ve anti-faşist savaşçılar yer almıştı. Organizasyon uluslararası komünist ve işçi hareketinin eseriydi. Emperyalizmin paralı askeri alçakları ve faşist katil sürülerini İspanya’daki Uluslararası Tugayların günümüz versiyonları olarak sunmak ancak Batı emperyalizminin sadık hizmetkarlarının eseri olabilirdi.

Uluslararası Tugayların ve İspanya’da faşizme karşı direnişin en büyük destekçisi Sovyetler Birliği idi. Faşist güçler açık desteği Mussolini ve Hitler’den alıyordu. Ukrayna’daki faşistlerin kalbi İspanyol faşistleriyle birlikte atıyordu. Durum bu kadar açık, net ve tartışılmazdı. Ukrayna faşistlerinin günümüzdeki temsilcileri ve Batı’nın Neo-Nazilerinden “1936 İspanya’sındaki anti-faşist savaşçıları” çıkarmak ancak liberal Batı basınının gerçekleştirebileceği hayli güç ve alçakça bir iştir ama görünüyor ki alçaklıkta gerçekten sınır yoktur.

Yalanlar ve alçakça saptırmalar dedik ya; bunu gösteren en çarpıcı rakamlar tarafların en son savunma bütçelerinde. Herkes bu savaşın esas olarak bir ABD Rusya ya da NATO Rusya savaşı olduğunda anlaşıyor. Son savunma bütçelerinin rakamları şunu söylüyor. ABD Savunma Bütçesi: 782 milyar dolar. Bunun Ukrayna meselesi nedeniyle daha da arttırılması için çalışmalar başladı. Son NATO üyeleri toplam savunma bütçeleri: 1.2 trilyon dolar. Son Rusya savunma bütçesi: 70 milyar dolar. Bu rakamlar herhalde nasıl bir yalanlar dünyası içinde yaşandığına yeterince ışık tutuyordur.

.

0 %