Sosyalist Kritik

Neden Sosyalist Kritik?

Sosyalist Kritik, emperyalist-kapitalist dünyanın giderek daha fazla derinleşen yapısal bunalımının yarattığı büyük sarsıntılar ortasında yola çıkıyor. Sarsıntılar, uluslararası proletaryanın dünyanın farklı coğrafyalarında farklı biçimler alan hareketliliğine güçlü bir zemin sunuyor ve uluslararası proletarya harekete geçirdiği yeni bir isyan salgınının ortasında ideolojik ve siyasal ifadelerini arıyor.

Uluslararası proletarya harekete geçirdiği isyan salgınının ortasında ideolojik ve siyasal ifadelerini arıyor çünkü uluslararası proletaryanın düşünce dünyası 90’dan sonra büyük bir ideolojik kriz içine girdi. Uluslararası proletaryanın düşünce dünyası post-modernizm ve post-Marksizmle anılır oldu. Uluslararası proletaryanın düşünce dünyası, ona yabancı eğilimler tarafından adeta işgal edildi.

Aslına bakarsanız yaşanan Marksizm’in 70’lerin başından beri içinde bulunduğu ideolojik krizin 90’la birlikte iyice taşlaşmasıydı. 70’lerdeki ideolojik krizin temel nedeni geri ülke devrimlerinin Marksizm’in büyük teorisi içinde bir açılım bulamaması olmuştu, bu teorik yetmezliğin politik komplikasyonlarıyla birlikte açığa çıkmasıyla ideolojik kriz derinleşti ve üstüne 90 çöküşü geldi.

Kautsky’nin, Bernstein’ın hayaletlerinin yeni kılıklar altında uluslararası proletaryanın düşünce dünyasına sızması, aşılamayan krizin en belirleyici sonucuydu. Leninizm’in ideolojik ve siyasal kazanımlarının inkarı ile bu sızıntıların alanını genişletmesi birlikte yürüdü. Bolşevik Devriminin gündeme gelmesiyle, en kapsamlı sunuluşlarını Kautsky’de bulan, Marksizm’in ileri kapitalist ülke ve ileri üretici güçler dizilimi kavranışında somutlanan tarihselliğini yitirmiş bir materyalizm anlayışı ideolojik krizin derinleşme sürecinde alanını son derece genişletti.

Kurucularının koyduğu isimle tarihsel materyalizmin ideolojik krizinin adı ve kaynağı, Bolşevik devrimi ve Leninizm’e karşı konumlanan Avrupa Marksizm’i idi ve Avrupa Marksizm’i en kapsamlı ideolojik ve siyasal sunuşunu Kautsky’de bulmuştu. Kautsky’den günümüze süren bu ideolojik çarpıklık Vietnam’dan Küba’ya geri ülke devrimlerinin ve devrimciliğinin bir fırtına gibi estiği 70’lerde SBKP Bilimler Akademisi’nin modern revizyonist tezleri ve Althuser’in ayağını tarihsellikten bütünüyle kesmiş küçükburjuva öznelciliğiyle derinleşti.  Zamanımıza Glasnost-Prestroyka ve “Elveda proletarya” esaslı kırılmadan geçerek Hardt-Negri’nin İmparatorluk’u ve Zizek’in çalışmaları gibi konfüzyonistik bir çöplüğe dönüşerek ulaştı.

Türkiye Marksizminin ideolojik seyri de esas olarak bundan çok farklı gelişmedi. 70’lerin teoriyi değersizleştiren pratik parlaklığı Avrupa Marksizminin yapısalcı öznelliğinin ideolojik hayatı şekillendirmesi için en uygun boşluğu yarattı. “Farklı” ve “özgün” ideolojik çerçeve çeşitliliği Türkiye devriminin her biri aynı pratikte çoklu akış gösteren küçükburjuva yapısallığı içinde yeterince yer bulabildi.

80 yenilgisi ve Kürt devriminin atağı kentli Türkiye sosyalizmine yeniden örgütlenme için pratik atılımdan daha öte bir yol bırakmadığı koşullarda gelen 90 çöküşü Türkiye sosyalizminin yeni aşamadaki kuruluşunu daha önceki kuşakların teorik ortodoksisini de pratik insiyatifçiliğini de inkar eden bir tarzda çattı.

Yasalcılık, sivil toplumculuk, kendiliğindencilik somut ideolojik tezahürleri itibariyle “toplumsal hareket”çilikten “yetmez ama evet”çiliğe kadar varan bir yayılımda hegemonya kurdu. Devrimci hareketin kaba “sınıf” ve “parti” döngüsü bu hegemonya içinde kalan ve onu güçlendiren bir yetmezliği aşamadı.

Ne ki, Tarihsel Materyalizmin, yani Marksizmin doğruluğunun en tarihsel güvencesi onun tarih bakışı, tarih metodu ve doğal olarak buna kaynaklık eden tarihin ve hayatın kendisidir. İdeolojik ve politik hayat modern tarihin kabesine tapınçlı burjuva ve küçükburjuva düşünürler eliyle proletaryadan çalınıp emperyalist kapitalizmin hizmetine sokulurken geri halklar batılı aydının burun büktüğü üretici güçleriyle Doğu’nun ve Latin Amerika’nın itirazını ve reddiyesini emperyalist kapitalizmin gözüne sokmakta tereddüt etmediler.

Ve bugün, emperyalist kapitalizmin Ortadoğu’da ve Latin Amerika’daki tökezlemesi salgın ve mali kriz bileşkesindeki kaosla birlikte doğrudan uluslararası proletaryayı uluslararası burjuvaziye karşı kızıl bir isyanın eşiğine getirmektedir. Tarih şimdi bütün düşünürlerinden ve pratikçilerinden hesabını soruyor. Marksist “Büyük Teori” yazımının Lenin’in politik teorisiyle giriş yaptığı geri ülkelerin devrim gerçeği emperyalist kapitalizmi hem kuşatarak hem de tam içindeki proleter devi uyandırarak yaşam buluyor.

Gelişkin batı modernitesiyle geri ülkelerin birbirine ideolojik, politik, kültürel geçiş yaptığı doğu-batı ekseninin tam ortasındaki Türkiye; devrimiyle, devrimci güçleriyle yeni dönemin ideolojik, teorik tarihsel maddeci yazımına en geniş, en güçlü katkıyı yapmaya en hazır, en potansiyelli ülke konumundadır. Ancak batılı düşünce prangaları Türkiyeli kentli devrimin kendi gerçeklerini bilince çıkarmasının, kendi gerçeğini pratiğin düşünsel pusulası haline getirmesinin hala engeli durumundadır.

İşte Sosyalist Kritik, kendini, tarihin geçmişe, güne ve geleceğe ilişkin kritiğinin eşliğinde bu engelleri aşabilmek, proleterci pusulanın tayin edici kuzeyini belirleyebilmek, uluslararası ve ülkesel devrimin gerçeklerini eskinin içinden doğan bu yeni konjonktür itibariyle keşfedebilmek, uluslararası devrimin uluslararası aydın gücü üzerinden Türkiyeli devrimin birleşik değerleri doğrultusunda sentezlere ulaşabilmek, Türkiyeli devrimin sentezlerini uluslararası proletaryaya taşıyabilmek için görevlendiriyor.

.

0 %