Dünya

İsrail Neo-Nazileri Neden Silahlandırıyor

İsrailli bir grup insan hakları savunucusu 2018 yılında, Yüksek Mahkeme’ye İsrail’in Ukrayna’ya yaptığı silah satışlarının durdurulması talebiyle başvurdu. Grup bu talebine gerekçe olarak, Ukrayna’ya satılan silahların bir bölümünün son adresinin Ukrayna Ordusuna entegre edilmiş Neo-Nazi gruplar olduğunu ifade etmişti. (Haaretz, Rights Groups Demand Israel Stop Arming neo-Nazis in Ukraine, July 9)

Aynı grup daha önce İsrail İçişleri Bakanlığı’na başvurmuş ve bir sessizlikle karşılaşmıştı. Haaretz yazarı John Brown bu bilgileri paylaştığı yazısında, İsrail’in faşist güçleri silahlandırmasının yeni bir durum olmadığına dikkat çekmişti. “Geçmişte” demişti Brown, “İsrail binlerce Yahudi’yi katleden Arjantin’deki generaller rejimini Uzi silahlarıyla donatmıştı”. Brown, Nazi savaş suçlusu Klaus Barbie’nin de etkin bir aktör olduğu Bolivya’daki askeri diktatörlüğün de İsrail tarafından silahlandırıldığını vurgulamıştı.

Brown, Ukrayna’da etkin bir silahlı güç olarak varlık kazanan Azov Taburunun açık Neo-Nazi ideolojiyi benimsediğini, anti-semitik bir söyleme dayandığını ve grubun önde gelen üyelerinden birinin bir söyleşide, “Rusya’yla savaşmayı Putin Yahudi olduğu için istediklerini” söylediğini aktarmıştı.

Azov Taburunun kurucusu Andriy Biletsky’nin şu anda parlamentoda bir siyasi grubun başında olduğu bilgisini veren Brown, Biletsky’nin bir söyleşideki ifadelerini aktarmıştı. Biletsky söyleşide, “Bu kritik evrede ulusumuzun tarihsel misyonu, beyaz ırkın yaşar kalması için son yürüyüşü gerçekleştirmektir. Bu yürüyüş alt-insan kategorisindeki semitik ırklara karşıdır”.

Azov’un liderliğindeki grupların Ukrayna’da Yahudilere yönelik çeşitli saldırılarını da örnekleyen Brown, Mayıs ayında Odesa’da faşistler tarafından düzenlenen bir gösteride “Odesa Ukraynalılarındır, Yahudilerin Değildir!” sloganlarının atıldığını belirtmişti. Ukrayna İçişleri Bakanı’nın önde gelen bir bir Azov mensubu olduğunu vurgulayan Brown, onun Kiev’e emniyet müdürü olarak yine önde gelen bir Azov mensubunu atadığı bilgisini de paylaşmıştı.

Ukrayna hükümetiyle İsrail’in yakın ilişkilerine dikkat çeken Brown, 2017 yılında bir Ukrayna televizyonuna konuşan emekli bir İsrailli komutanın, Ukrayna Ordusunun Donbas’ta yürüttüğü askeri operasyonlara “eğitimci” olarak katıldığı bilgisini paylaştığını söylüyor. Batı basınındaki Siyonist nüfuz alanının etkisi nedeniyle İngiliz İşçi Partisinin liderliğinden düşürülen Corbyn “anti-semitik” ilan edilirken, aynı mecralar Yahudilere Ölüm sloganları atan faşistleri “vatanseverler” olarak kutsuyordu.

Faşistlerin Ukrayna’da elde ettikleri geniş nüfuz alanı üzerine önemli araştırmalar yapan Oleksiy Kuzmenko’nun çalışmaları Atlantic Council ve George Washington Üniversitesi yayınlarında yer aldı. Yakınlarda konuyla ilgili bir özel haber yapan Newsweek dergisi Kuzmenko’nun görüşlerine başvurdu. Kuzmenko Newsweek’e yaptığı açıklamalarda, Neo-Nazi grupların 2014 Maydan olayları sonrasında devlet aygıtı, ordu ve polis birimlerinde önemli noktaları ele geçirdiğini söyledi. (https://www.newsweek.com/ukraine-war-draws-us-far-right-fight-russia-violence-home-1665027

Azov Taburunun ve siyasi kanadının geniş nüfuz alanına dikkat çeken Kuzmenko, grubun güçlü bir uluslararası ağla bağlantısına işaret ediyor; Azov Taburunun Almanya’da Der Dritte Weg, Amerika’da America’s Rise Above Movement, İtalya’da Casa Pound gruplarıyla çok yakın bir ilişkiye sahip olduğunu belirtiyor. Newsweek haberini hazırlarken Azov Taburu yetkililerine, bağlantılı siyasi parti yöneticilerine ve Ukrayna İçişleri Bakanlığına görüşme başvurusu yapmış ancak yanıt alamamış.

Newsweek dergisinin konuya geniş yer ayırmasının nedeni, ABD’deki faşist grupların üyelerinin Ukrayna’ya gidip oradaki faşistlerden silahlı eğitim alması. Dergi ABD’deki Neo-Nazi grupların işledikleri cinayetlerin 11 Eylül’de ölenlerden daha fazla olduğu bilgisini paylaşıyor ve ABD’deki grupların Ukrayna deneyimlerinin bir ABD iç meselesi olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Dergi konuyla ilgili olarak bir CİA yöneticisi olan Douglas Wise’la görüşmüş ve onun görüşlerini aktarıyor. Amerikalı Neo-Nazilerin Ukrayna’da savaşması hakkında, “Amerikalı aşırılıkçıların Ukrayna’da savaşmasından hiçbir iyilik gelmez. Ukrayna halkının cesareti ve fedakarlığı onların varlığıyla kirlenecektir. Ukrayna hükümeti onları hemen tespit edip sınır dışı etmelidir” diyor.

CİA yöneticisi, Ukrayna’nın Amerika ve Avrupa’nın Neo-Nazi’leri için bir eğitim alanına dönüşmüş olmasından şikayetçi çünkü bu durum, Ukrayna faşistlerini aklamak için yarattıkları “ülkesini savunan vatanseverler” görüntüsünü bozuyor. Ukrayna devlet aygıtına, ordusuna ve polis örgütüne yerleştirdikleri faşistlerin daha görünür hale gelmesinden duyulan tedirginlik CİA yöneticisinin sözlerinde ifadesini buluyor.

Dergi ABD Dışişleri Bakanlığı Avrasya Dairesi yöneticisi Evelyn Farkas’la da bir görüşme yapmış. Farkas daha açık konuşuyor. Farkas’a göre bu konular çok karmaşık. Ukrayna ordusunun güçsüzlüğü, “aşırı sağ bazı unsurlarla işbirliğini zorunlu” kılmış. “Böyle bir anda” diyor Farkas “hükümet yurttaşlarının ideolojisine bakmadan hepsinden yardım almak zorundadır”. Amerikan hükümeti faşizme açık desteğini bu sözlerle ortaya koyuyor.

Liberal Batı olarak kodlanan emperyalizmin Ukraynalı faşistlere desteği köklüdür. 3 Mayıs 2014’te Ukraynalı faşistler “Rusya yanlısı” olarak tanımladıkları bir grup Ukraynalı insanı bir sendika binasında gün ortasında cayır cayır yaktıklarında liberal Financial Times “Kiev Rusya yanlısı militanlara saldırdı” başlığını atmıştı. Gazetenin ikinci sayfası tümüyle Ukrayna’ya ayrılmıştı, ancak gün ortasında yakılan sendika binası ve bu saldırıda ölen insanlar ikinci sayfadaki haberlerin içinde dahi kendine yer bulamamıştı.

2020 Temmuz’unda bir Amerikalı siyahın gün ortasında polisler tarafından boğularak öldürülmesi üzerine gelişen kitlesel eylemler, köle sahibi efendilerin Batı’nın değişik kentlerinde en görünür yerlerde  bulunan anıt ve büstlerine yönelmişti. Kitleler utanç kaynağı sayılması geren bu anıt ve büstlerin kaldırılmasını istiyordu. Aynı günlerde Nation dergisine yazan Lev Golinkin, Batı’da gelişen bu hareketleri ve taleplerini ortaya koyuyor ve soruyordu; Kanada Yahudi topluluğu, Kanada’da bulunan “Yahudi kasabı, Nazi işbirliçilerinin anıtları karşısında” neden sessiz?” (https://www.thenation.com/article/world/canada-nazi-monuments-antisemitism/)

Ukrayna ve Litvanya’da Nazi ordularıyla birlikte hareket eden ve yüzbinlerce Yahudi, Polonyalı ve komünisti katleden faşist liderlerin onuruna dikilen anıt mezarların Ontario’daki Ukrayna Mezarlığında bulunduğunu ifade eden yazar, önemli bilgiler vermişti. Golinkin, 2. Emperyalist Savaş sonrası Amerikan hükümetinin Operation Paperclip olarak adlandırdığı bir program doğrultusunda, bazı Nazi bilim insanlarını kendi silah geliştirme çalışmalarında kullanmak için gizlice Amerika’ya getirdiğini ancak programın bununla sınırlı olmadığını yazmıştı.

Nazi savaş suçlulularının Amerika ve Kanada’da yeni kariyer olanakları bulduklarını, bu ülkelerin binlerce Nazi savaş suçlusuna kucak açtığını, Litvanya ve Ukrayna’da kitle katliamlarını örgütleyenlerin yeni ülkelerinde saygın bireyler olarak hayata katıldığını çeşitli örneklerle ortaya koymuştu yazar. CİA belgelerini inceleyen yazar, bu operasyonun iki temel amaca yönelik olarak gerçekleştirildiği sonucuna ulaşmış. İlki bu faşistleri Sovyetler Birliği’ne karşı faaliyetlerde kullanmak. İkincisi ise, bu ülkelerde gelişebilecek işçi hareketlerine karşı vurucu güç olarak bu unsurları el altında tutmak.

Bunlar faşizmin doğasına uygun hedeflerdi. Emperyalizm dün bu hedefler için kitle katliamcılarını kendi ülkesine “saygın” insanlar olarak sunmuştu. Günümüzde faşistleri Rusya’ya yönelik jeo-stratejik hedeflerinin bir aleti olarak eğitip donatmaya devam ediyor. Böyle olduğu için, Yahudileri katledenler güçlü bir İsrail desteği alıyor. Ukrayna ile Rusya arasında yaşanacak bir çatışmanın muhtemel kaynağı üzerlerine Ukrayna askeri üniforması giydirilmiş olan faşistler olacaktır.

.

0 %