DünyaOrta DoğuTeori

Homofobi, İslamofobi ve Müslüman LGBTler

Editör Notu: 29. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’na kendi cephemizden katkı sunmak adına, literatürde pek dikkat çekilmediğini düşündüğümüz bir tartışmayı Türkçeleştirerek sunuyoruz. Aşağıdaki yazı Mümin Rahman’ın The Politics of LGBT Muslim Identities (E-IR.info, 2015) ve Postcolonialism and International Relations: Intersections of sexuality, religion, and race (Routledge, 2018) başlıklı çalışmalarından derlenerek çevrilmiştir.

Alandaki kavramsal bagajın yüklü olması bu çeviriyi de etkilemiş, bazı kavramlar Türkçeleştirilemeden Türkçe telaffuzuyla kullanılmıştır. LGBT’nin yazımında yazarın kullanımına bağlı kalınmıştır. Bu alandaki literatürün oldukça geniş olduğunu akılda tutarak şağıda betimlenen tablonun nasıl dönüşeceği üzerine kafa yormak elbette kıymetlidir. Bu yazıyı, konuyu anlamaya dönük kimi analitik araçlar sunan bir başlangıç noktası olarak düşünmek yerinde olur.


Homofobi, İslamofobi ve Müslüman LGBTler

Mümin Rahman – Çeviri: Gizem Sema

Samar Habib’in Islam and Homosexuality isimli (2010) derlemesinde, Malezya, Pakistan, Irak, Singapur gibi günümüzün Müslüman kültürlerinde kendini eşcinsel olarak tanımlayan kişilerin deneyimlerine dayanan veriler, Batı’yla özdeşleştirilen cinsel yönelim farklılıkları ve İslam arasında kültürel bir uyuşmazlık söylemi olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan hem bahsedilen araştırma hem de diğer çalışmalar, LGBT kimliklerinin Batılı kavramsallaştırmalarının kuir kimliklerin yerel ve ulusal ölçekte şekillenmesi için önemli bir kaynak olduğunu ortaya koyarken (Mahdavi, 2012); batılı olmayan kültürlerde cinsel çeşitliliğin nasıl gelişeceği konusunda kesin bir bilgi sağlamamaktadır.

Müslüman LGBTlere dair tartışmaları ele alan bu çalışma (Rahman, 2010, 2014), kuir Müslümanların kimliklerini anlamlandırırken bir dizi Batılı ve Doğulu kaynaktan yararlandığını ve açık biçimde özel kültürlerin kesişiminde yer aldığını iddia etmektedir. Örneğin, Blackwood’un (2005) Endonezya’daki lezbiyenler üzerine yaptığı araştırma, lezbiyenlerin kimliklerini anlamlandırmak ve topluluklar oluşturmak için batılı söylemleri yerel ve ulusal söylemlere eklemlediklerini gösteriyor. Boellstorff’un (2005) Endonezya’daki gey erkeklerle ilgili antropolojik çalışmalarındaysa bu ulusötesi cinsellik oluşumu çerçevesi desteklenmekte ancak bölgedeki erkeklerin eşcinsel olduklarını açıklamasının güç olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye’de erkekler arasında eşcinsel davranış üzerine yakın zamanda yapılan araştırmalar, gey kimliğinin batılı versiyonları hala azınlık olmasına ve Türkiye’deki egemen cinsel kimlik anlayışıyla bir arada bulunmasına rağmen, eşcinsel kimliğinin batılı versiyonlarının daha yaygın hale geldiğini göstermektedir (Bereket and Adam, 2008). Bu sınırlı örnekler, hem erkek ya da eşcinsel kimliklere dair Müslüman toplumlarda egemen olan anlayışın hem de bu kimliklerin Batılı tanımlarının dışında yer almakta; öte yandan da her ikisinden öğeler içererek adeta başka bir ontolojik tanımlamaya karşılık gelmektedir (Babayan and Najmabadi, 2008; Murray and Roscoe, 1997).

Modernleşme Perspektifinden LGBT Hakları

Yukarıda tarif edilen ikilik konunun kavranışında egemen anlayışı da temsil etmektedir. Gerek kültürel gerek ekonomik anlamda ‘modern’ toplumlara doğru gittikçe LGBT politikalarının daha başarılı olduğuna dair daha çok olgu öne sürülüyor. Örneğin, Pew Araştırma Merkezi’nin eşcinselliğe dönük ulusal tutumlara dair karşılaştırmalı analizi daha seküler ve ekonomik olarak gelişmiş toplumların eşcinselliği kabul ettiğini, çoğunluğu Sahra Altı Afrika’da, Orta Doğu’da, Güney ve Doğu Asya’da bulunan daha yoksul ve dindar ülkelerin ise daha az kabul ettiğini ortaya koyuyor. LGBT haklarına dair bu ‘ilerleme’ modeli siyasi olmaktan çok sosyolojiktir; fakat, bu modelin varsayımları neden LGBT haklarının kültürel ilerlemenin simgesi olduğuna ve bu haklara direnenlerin neden ‘geleneksel’, modernleşmemiş kültürlere sıkıştığına dair siyasi çerçevenin temelini oluşturmaktadır.

Modernleşmeci ilerleme modeline göre LGBT haklarının gelişimi

Modernleşmeci ilerleme modeline göre LGBT haklarının gelişimi

Daha analitik bir düzeyde, ilerleme ve baskı diyalektiği cinselliğin karmaşık doğasını ve bunun sosyal ve tarihi önemini görmezden gelmektedir. Özellikle insan cinsel yönelim ve kimlik konularını çerçevesine alan insan hakları, LGBTnin tarihsel ve kültürel olarak evrensel kimlikler olduğunu iddia etmektedir ve bu son 150 yılda belirli bir sosyo-tarihsel koşulda Batı toplumlarında ortaya çıkan mevcut LGBT kavrayışımızı da yadsımaktadır. Evrensel ve tarih ötesi cinsel kimlikler varsayımı aynı zamanda, Batı sömürgeciliği esnasında cinsellik ve etnisite arasındaki bağların ve dolayısıyla sömürgecilikle sömürge sonrası uluslarda bugün gözlemlenen direniş arasındaki bağların yeterince sorgulanmaması sonucunu da doğurmaktadır. Elbette, Batılı cinsellik kavrayışının egemenliğine dair bu eleştiri, tüm dünyada gelişmekte olan LGBT haklarına karşı mukavemetin savunulması değildir. Daha ziyade buradaki akıl yürütmeye göre, söz konusu hakların basit anlamda tarihsel ve kültürel olarak evrensel haklar biçiminde kavranması aslında başarılı bir küresel ilerleme olasılığını azaltmaktadır; çünkü, söz konusu mukavemetin altında yatan nedenleri ele almamaktadır. Bu mukavemetin karmaşıklığını anlamak anlamlı bir ilerleme kaydetmek açısından daha iyi bir temel sağlayacaktır.

Heteronormativitenin Sosyal Yapısı

İlerleme modelinin ötesine geçecek bir yaklaşım geliştirmenin ilk adımı, bu modelin altında yatan kimi sosyolojik gerçekliklerin ve bunların ne gibi incelikli siyasi stratejiler gerektirdiğinin anlaşılmasıdır.

İlk olarak, LGBT haklarına dair ‘ilerleme’ modeli, Batı deneyimini temel almaktadır. Öncelikle kapitalist bir ekonomiyi ve ona bağlı rasyonel bilimsel düşüncenin etkisini benimseyen bu toplumlar, on yedinci yüzyıldan başlayarak yönetim yapısında ve kültürde sekülerleşme yönünde adımlar atmış, bu süreç de bugün adına modernite denen durumla sonuçlanmıştır. Sosyolojik olarak modernite, on altıncı yüzyılla başlayan Batı sömürgeciliği ve buna paralel Batı’da sanayileşmenin ve modern rasyonel kapitalizmin geliştiği, doğal ve sosyal dünyanın rasyonel, bilimsel, olguya dayalı açıklamalarla ele alındığı döneme karşılık gelir. Elbette bu sürecin, cinselliğin kavranışı ve örgütlenmesi üzerinde de önemli etkileri olmuştur ve bu hala devam etmektedir.

Modernite, sıklıkla biyoloji, psikoloji ve modern kapitalizmle beraber gelişen iş bölümüne dayalı yeni cinsiyet kavramlaştırmalarını beraberinde getirmiştir. Bu kavramlaştırma kadının, erkek bir kocanın kontrolü altında özel alanla ve pasif bir cinsellikle sınırlandığı yaklaşımı meşrulaştırmış bu da katı ikili toplumsal cinsiyet anlayışını normalleştiren heteronormativite ideolojisini oluşturmuştur. On dokuzuncu yüzyılla beraber görmeye başladığımız ‘lezbiyen’ ve ‘gey’ kimliklerinin esasen modernitenin ilk dönemlerinde de mental ve fiziksel dejenerasyon anlamına gelecek şekilde bir kusur ifadesi olarak kullanıldığını görürüz. Bunun sonucunda da mevcut dini yaptırımlar yeniden yorumlanıp yeni kanunlar oluşturularak veya mevcut kanunlar güçlendirilerek tıbbi ve hukuki düzenlemeler arttırılmıştır. Dolayısıyla modern çağda cinsel kimliklerin ortaya çıkışı aşağıda gösterilen buzdağının sadece tepe noktasını oluşturmaktadır.

Heteronormativitenin sosyal yapısı

Heteronormativitenin sosyal yapısı

İlerlemeci toplumsal cinsiyet ve cinsiyet politikaları ancak 1960’lardan sonra Batı’da modernitenin geç evrelerinde ortaya çıkmış ve kadınların eğitim ve ekonomik açılardan artan bağımsızlığı sonucu ikili toplumsal cinsiyet yapısı kırılarak gerçekleşmiştir. Dahası, LGBTlerin Batılı toplumlarda tam vatandaşlık hakkı kazanması son yirmi yılda gerçekleşmiştir ve trans haklarında ise hala birtakım sorunlar devam etmektedir.

İlerleme modeliyle ilgili ikinci problem, bu yaklaşımın Batı sömürgeciliğinin etnik hiyerarşiler ve buna bağlı bir cinsellik organizasyonu üreten sonuçlarını görmezden gelmesidir. Sömürgeleştirilen ‘öteki’ sıklıkla cinsel alışkanlıkları bakımından gelişigüzel davranan, ahlaksız ve Batının ‘iyileştirmesine’ muhtaç bir medeniyetsiz olarak resmedildi. Zira bu o dönem Batı’da hâkim olan erkek egemen heteronormatif yaklaşımla da uyumluydu. Emperyalist anavatanda, kadınlara ve heteroseksüel olmayan kimliklere dönük geliştirilen yasal ve sosyal düzenlemeler sömürgeleştirilen alanlara da taşındı. Irksal hiyerarşilerin meşrulaştırılması için biyoloji ‘bilimince’ geliştirilen yaklaşımlar ataerkil ve homofobik çerçeve ile de uyumluydu.

Modernite üzerine tarihsel ve sosyolojik olarak düşünmek, cinselliğin salt basit anlamda bireylerin ‘doğası’ biçiminde değil de sosyo-tarihsel bağlamlarda yeniden örgütlenmeye ve tanımlanmaya açık bir yönü olduğunu kavramaya imkân verir. Bugünkü LGBT politikaları, modernitenin belli başlı baskıcı politikalarına bir reaksiyon olarak doğmuştur. ‘İlerleme’ oldukça yenidir ve Batı ülkelerinde toplumsal cinsiyet etrafında meydana gelen dönüşümlere bağlıdır. Modernitenin Avrupa merkezli, kapitalist ve sömürgeci bir karakterle oluşması, bugün de etkisini sürdürmekte ve yukarıda anılan Pew araştırmasına göre Batı sömürgeciliğinin etkisinde kalmış bölgelerde ekonomik eşitsizlik hala devam etmekte, aynı zamanda bu alanlar LGBT haklarına karşı bir mukavemet gösteren bölgelere karşılık gelmektedir.

LGBT haklarındaki ilerleme konusunda Batılı modeli temel alan dünyadaki egemen yaklaşım Batılı toplumların modernite deneyimini yarayan spesifik bağlamı ve Batı dışı toplıumlarda LGBT meselesinin ele alınışındaki tarihsel ve güncel ayrımları yadsımakla maluldür. LGBT haklarının bugün evrensel insan hakları olarak çerçevelendirilmesi Batı’da uzun erimli ve karmaşık bir sosyal gelişmenin ürünü olmuştur. Dolayısıyla, tarih dışı evrensel bir prensip olarak sunulması, ‘ilerleme’ modelinin karmaşıklığını göz ardı etmekte ve LGBT haklarına karşı mukavemet gösteren ülkelerdeki mevcut siyasi ve sosyal bağlamın ayırt edici yönünü kavrayamamaktadır.

Homokolonyalizm

Bu mukavemete örnek gösterilebilecek toplumlar arasında Müslüman toplumlar önemli bir yerde duruyor. Müslüman devletler cinsel yönelim ve kimlik haklarına karşı uluslararası bir direnç gösteriyor ve en baskıcı kanunları uyguluyor. Benzer şekilde dini liderler toplumsal cinsiyet ve cinsel farklılıklara dönük olumsuz ifadelerle hem azınlık hem çoğunluk halindeki Müslüman toplulukların yaklaşımını belirlemeye çalışıyor. İlk bakışta LGBT ve İslam kültürü arasındaki bu yarılmayı ilerleme modeline yerleştirmek kolay gibi görünse de ilerlemeye dair yukarıda anlatılan karmaşık süreç nedeniyle bunun çok basit ve indirgemeci olacağı anlaşılabilir. Zira bu model, cinselliğin, etnisitelerin ve ırkçılığın oluşumunu ve bunların kesişimini göz önünde bulundurmamaktadır. Bunu açıklamak üzere homokolonyalizm olarak adlandırılan ve LGBT politikalarını, İslamcı homofobiyi ve Batılı modernleşmeyi analize dahil eden aşağıdaki model bir alternatif teşkil edebilir.

Homokolonyalizm, LGBT politikalarının Batı uygarlığının kalkınma ve ilerlemesinin keşif kolu olarak konumlandırılmasıyla başlar. Yaklaşık son on yılda Batılı hükümetlerin ve LGBT örgütlerinin dikkatlerini Batı dışı kültürlerin ve devletlerin homofobik yanlarına çevirmeleriyle meydana gelen bu durum kimi yerlerde homonasyonalizm olarak da tanımlanmaktadır (Puar, 2007). Homonasyonalizm bu gözlemi uluslararası ilişkiler alanına da taşır ve pek çok Batılı toplumun çoğunluğu Müslüman olan ulusları cinsel yönelim ve kimlik hakları karşısındaki tutumları nedeniyle bir ‘kimlik testine’ (pinktesting), benzer şekilde Müslüman göçmenleri de eşcinsellik karşısında bir ‘tolerans’ testine soktuğu tespitini yapar. Üçgenin bu nokrasında LGBT hakları salt insan hakları değil daha ziyade Batı’dan dışarı doğru yayılan Batı istisnacılığının sembolü olarak ortaya çıkar ve bu bizi üçgenin bir başka köşesine götürür. Bugünkü bağlamda, LGBT politikaları, İslamofobi’yi ve Batı’nın Küresel Güney üzerindeki ekonomik üstünlüğünü de içeren Batılı uygarlık kriterleri içinde önemli bir yer tutmaktadır.

Homokolonyalizm üçgeni

Homokolonyalizm üçgeni

Üçgenin üçüncü köşesinde, Batı’nın ve modernitenin dışında görülen Müslüman kültürü ve toplumları yer almaktadır. Bu toplumlar LGBT kimliklerin öncü rolünün doğrudan karşısında karakterize edilmiştir ve bu bakımdan yeterince olgusal dayanak bulmak da mümkündür. Buradan anlaşılması gereken İslamofobi ve LGBT kriterlerinin İslamcı homofobiyi mazur göstermesi değildir; daha ziyade, homokolonyalizmin söylemsel çerçevesi İslamcı homofobiyi kışkırtmakta ve böyle yaparak baskıcı Müslüman yönetimi meşrulaştırmaktadır. Homokolonyalizm baskıcı ve ataerkil Müslüman liderlerin işine gelmektedir çünkü LGBT haklarına Batının dayatması ve Batı dışı kültürleri sömürgeleştirme girişimlerinin devamı olarak niteleyerek LGBT haklarına karşı durmakta ve kültürel ve ulusal meşruiyet devşirmektedir. Dolayısıyla, Müslüman liderler homokolonyalizmin pasif ‘ahmakları’ değil bu konumlanmaya nasıl katılacağı konusunda özneleşmiş aktörlerdir. Akılda tutulması gereken önemli bir nokta, homokolonyalizmin hem kasıtlı hem de istemsiz olabileceğidir. LGBT örgütlerinde çalışan pek çok aktivist veya hükümet görevlileri LGBTlerin güvenlik ve iyiliğini sağlama konusunda adanmış olabilirler, ancak onların eylemleri kasıtsız bir biçimde homokolonyalizmi yeniden üretebilir.

Sonuç

Bu alan, günümüzde siyasi tartışmaları şekillendiren Müslüman kültürler ve LGBT kimlikleri arasındaki uyumsuzluk söylemi nedeniyle sorunlu bir çalışma alanıdır. Kuir Müslümanlar, teorik olarak ‘kesişen kuir kimlikler’ olarak ele alınır (Rahman, 2010), zira onlar ‘imkânsız’ veya ‘yaşaması imkânsız’ özneleri temsil eder (Abraham, 2009) ve bu kişilerin varlıkları hem egemen ‘kuir’ hem de egemen ‘Müslüman’ kimlik anlatılarının ontolojik tutarlılığını (Abraham, 2009) ve bunların muhalif, medeniyetçi pozisyonunu bozar (Rahman, 2014).

Eldeki veriler, Müslüman eşcinsellerin kimliklerine ilişkin bulguların oldukça sınırlı olduğunu ve bu nedenle bu konu ve özellikle bu insanların somut yaşam deneyimleri üzerinde daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor. Göçmenler üzerine, mülteci ve sığınmacıları da içeren (Kahn, 2015), kuir Müslümanlar hakkında bazı bulgular sunan bir dizi yeni araştırma mevcut (Peumans, 2014), ancak yine de bunlar kuir Müslüman’ların somut yaşam deneyimlerini odağına almadıklarından oldukça sınırlı.  Bu nedenle, cinsel kimliklerin anlamını ve oluşumunu kavrama konusundaki hâkim düşünceyi gözden geçirmeyi sağlayacak Batı’da ve Batı dışında daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Bu durum LGBT haklarının uluslararasılaşmasının Batılı cinsellik kavrayışına dayanıp dayanmadığına dair yukarıdaki tartışmalara da katkı sunacaktır.


 

Mümin Rahman, Kanada’da bulunan Trent Üniversitesi sosyoloji bölümünde profesör olarak görev yapmaktadır. İslam toplumlarında LGBT hakları ve bu alanlarda ortaya çıkan çatışmalara dair çalışmalar yapan Rahman’ın bu alanda çok sayıda makalesi ve başlıca Homosexualities, Muslim Cultures and Modernity, (2014, Palgrave Macmillan), Gender and Sexuality (2010, Stevi Jackson ile birlikte, Polity) ve Sexuality and Democracy (2000, Edinburgh University Press) başlıklı kitapları bulunmaktadır.


Referanslar

Abraham, I.  “’Out to Get Us”: Queer Muslims and the Clash of Sexual Civilization in Australia.” Contemporary Islam. 2009; 3 (1): 79-97.

Babayan, K. and Najmabadi, A, editors. Islamicate Sexualities: Translations across Temporal Geographies of Desire.  Cambridge: Harvard University Press, 2008.

Bereket, T. and Adam, B. “Navigating Islam and Same-Sex Liasions Among Men in Turkey.” Journal of Homosexuality, 2008; 55 (2): 204-222.

Blackwood, E.  “Transnational Sexualities in One Place: Indonesian Readings.” Gender and Society, 2005; 19 (2): 221-242.

Boellstorff, T. “Between Religion and Desire: Being Muslim and Gay in Indonesia.” American Anthropologist, 2005; 107 (4): 575-585.

Habib, S, editor.  Islam and Homosexuality, Vols 1 and 2.  Santa Barbara, CA: Praeger, 2010.

Kahn, S. “Cast Out: “Gender Role Outlaws” Seeking Asylum in the West and the Quest for Social Connections.” Journal of Immigrant & Refugee Studies, 2015; 13:58–79.

Mahdavi, P.  “’The personal is political and the political is personal’; sexuality, politics and social movements in modern Iran.”  In Aggleton, P, Moore, H, L, Parker, R, editors, Understanding Global Sexualities: New Frontiers.  London and New York: Routledge; 2012: 34-48.

Murray, S, Roscoe, W. Islamic Homosexualities: Culture, History and Literature.  New York: New York University Press; 1997.

Peumans, W. “Queer Muslim migrants in Belgium: A research note on same-sex sexualities and lived religion.” Sexualities, 2014; 17(5/6) 618–631.

Puar, J. K. Terrorist Assemblages: Homonationalism in Queer Times.  Durham and London: Duke University Press, 2007.

Rahman, M.  “Queer as Intersectionality: Theorizing Gay Muslim Identities.” Sociology, 2010; 44 (5): 1-18.

Rahman, M.  Homosexualities, Muslim Cultures and Modernity. Basingstoke, Palgrave Macmillan, 2014.

.

0 %