1 MayısDosya

Evet “Yeniden Daha İyi İnşa Et” Ama Proletarya Önderliğinde

Sarper Özsan’ın 1974’te bir tiyatro oyunu için yazdığı dizeler “Günlerin bugün getirdiği, baskı zulüm ve kandır” ile başlar. Sarper Özcan’ın bu dizeleri, 1977 1 Mayıs’ından itibaren Türkiye’de 1 Mayısların sembollerinden birine dönüştü ve 1 Mayıs Marşı oldu. İlk kez 1977 1 Mayıs’ında Taksim’de yüzbinlerin dilindeydi ve dillerdeki bu dizelere silah sesleri, patlamalar, polis sirenleri eşlik ediyordu.


Türkiye proletaryasının, kır emekçilerinin 1974’ten itibaren hızla kitleselleşen ve radikalleşen mücadelesine emperyalizmin ve yerel egemenlerin verdiği yanıt faşist çeteler eliyle örgütledikleri karşı-devrimci terördü. 1977 1 Mayıs’ında Taksim Meydanını dolduran yüzbinlerce emekçiye karşı bu kez harekete geçen devletin açık ve örtülü aparatlarıydı. Büyük bir provokasyonu hayata geçirdiler ve Taksim emekçilerin kanına bulandı.
Özsan’ın dizelerini coşkuyla haykıran kitleler büyük bir zulme maruz kaldı, Taksim Meydanında kanları akıyordu. Türkiye devrimci hareketi faşist çetelere karşı mücadelede ciddi bir performans gösterdi. Ülkenin pek çok köşesinde çeteleri geriletti, devrimci hareketin faşist çetelerle durdurulamayacağı anlaşılmıştı. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi bu koşullarda örgütlendi. Kısa süre içinde Türkiye koca bir işkencehaneye dönüştürüldü. Devrimci hareket faşist terörle geriletildi, proletaryanın tüm ekonomik ve demokratik mücadele örgütleri kapatıldı, önderleri hapishanelere atıldı. Emperyalist merkezler ve yerel egemenler faşist cuntaya teşekkürlerini sunuyordu.


12 Eylül karanlığının yırtılması yolunda direnişler, hapishanelere kapatılmış devrimcilerin eylemleri ve dışarıda onlar için alanlara çıkan analar tarafından başlatıldı. Proletarya Bahar Eylemleriyle üzerindeki ölü toprağını silkelemeye başlamıştı. Üniversite gençliği yeniden sesini yükseltiyordu. Kürt halkı ulusal-demokratik haklarını kazanmak için mücadelesini istikrarlı bir biçimde geliştiriyordu. 1989 1 Mayıs’ı yeni bir devrimci dalganın yükselişinin hem habercisi hem ifadesiydi. Taksim’e doğru yürüyen devrimciler, işçiler faşist devlet güçleriyle sokak sokak çatıştı. Genç işçi Mehmet Akif Dalcı polis tarafından sokak ortasında katledildi. Yüzlerce devrimci, işçi yaralandı, gözaltına alındı. Devrimci direnişin yok edilemeyeceği 1 Mayıs’ta dosta da düşmana da gösterilmişti.


Türkiye’de yeni bir devrimci dalganın yükselişiyle uluslararası karşı-devrim aynı zaman kesiti içine yerleşti. Uluslararası karşı-devrimin ideolojik ve siyasal etkileri çok büyüktü. Uluslararası proletarya çok ağır bir yenilgi almıştı. Uluslararası Finans-kapital halkların ve proletaryanın 20. Yüzyıl devrimleriyle kazandıklarının tümünü geri almak için taarruza geçiyordu. Bu taarruz süreci yeni biçimler kazanarak devam ediyor.
2021 1 Mayıs’ı uluslararası Finans-kapitalin halklara ve proletaryaya yönelik yeni bir saldırı hamlesinin içinde geçtiğimiz günlere denk geldi. Salgın adı verilen bu saldırı çok yönlü gelişiyor ve esas olarak emperyalist-kapitalist sistemin yeniden yapılanma arayışında belirli bir evreye denk düşüyor. Uluslararası Finans-kapitalin sözcüleri Dünya Ekonomik Forumu kurucu ve yöneticisi Klaus Schwab’dan IMF Başkanı Kristalina Georgieva’ya, Blackrock’un başkanı Larry Fink’e, yeniden yapılanmanın kapsadığı temel unsurları aylardır anlatıyor.


ABD Başkanı Biden’ın seçim sürecindeki temel sloganı “Yeniden Daha İyi İnşa Et” idi. İnternette dolaşımda olan bir videoda, savaş suçluları Tony Blair, Hillary Cilinton, Bill Clinton, Boris Johnson, Justin Trudeau, Barak Obama, Bill Gates, İngiliz Kraliyet Ailesi, Dünya Bankası Başkanı, Yeni Zelanda Başbakanı ve başka bazı “önemli” simalar aynı sloganı tekrarlıyor: “.


Yeniyi daha iyi inşa etmek için kolları sıvayan bu unsurların tümü “eskinin” birinci dereceden sorumlularıdır. Salgın sürecinde artık “yeni normal” olarak kabullenilmesi gerektiği belirtilenler saldırının temel yönelimlerini belirginleştiriyor. Marks bir dostuna yazdığı mektupta, “Biçimi ne olursa olsun, toplum nedir?” sorusunu sormuş ve kendi sorusuna şu yanıtı vermişti. “İnsanların karşılıklı etkinliklerinin ürünü”. Saldırının en önemli hedeflerinden birisi “insanların karşılıklı etkinliklerinin ürünü” olan toplumun yeniden biçimlendirilmesidir.
Sovyetler sonrası dünyada insanların zihinlerine yerleştirilmeye çalışılan iki temel kapitalist dogma vardı. İlki, toplumsal ve siyasal ilişkilerden bağımsız bir varlığa sahip olan “piyasalar” idi. Dünyada yaşanılan çok farklı nitelikte olaylara “piyasaların verdiği tepkiler” bıkıp usanılmadan anlatılıyor, “piyasaların” insanlık için en doğru tercihleri yaptığı vurgulanıyordu. İkincisi, yine tüm toplumsal ve siyasal ilişkilerden bağımsız bir varlığa sahip “teknolojik gelişme” idi. “Teknolojik gelişme” öyle bir güçtü ki, hiçbir sınır tanımıyor, alanını sürekli genişletiyor, dünyayı “küresel bir köye” dönüştürüyordu. Sınıf ve sınır tanımıyordu, öyle değil miydi ya, nimetlerinden en ücra köyde yaşayan köylü dahi hemen yararlanıyordu. Basıyordu akıllı telefonunun tuşlarına bağlanıveriyordu denizler, karalar ötesine.


IMF Başkanına göre, salgın sürecinde sert bir işsizlik dalgası yaşandı ve bu dalgada işini kaybeden emekçilerin önemli bir kısmı artık salgın öncesi dönemdeki işlerine sahip olamayacaklar. Bunun nedeni, 4. Sanayi Devrimi’nin sağladığı yeni olanakların bu emekçilerin yerini alacak olmasıdır. Bu emekçilerin vasıfları yeni iş bulmaları için yeterli değildir. Yani “Yeniden Daha İyi İnşa Edilen” dünyada belirli emekçi gruplarına yer yoktur. “Piyasalar” ve “teknolojik gelişme” bu emekçilerin daimi işsizlik ve yoksulluk kıskacında ezilmesini uygun bulmuştur. Kapitalist toplumda “piyasalar” insan ihtiyaçlarına ulaşılmasının araçları değil, egemen sınıfın sömürüyü güvence altına almasının mekanizmalarıdır.


“Piyasalar” salgın sürecinde emekçilere büyük bir yıkım armağan ederken, patronlara yeni ufuklar açmış, kasalarını doldurmuş, geleceğe umutla bakmalarını sağlamış. Salgının Finans-kapitale sağladığı ekonomik olanakların boyutları için Sosyalist Kritik sitesi ve Umut Gazetesinde yayınlanan (“Yaratıcı yıkım”dan devrimci 1 Mayıs’a) yazısına bakılabilir. “Yeniden Daha İyi İnşacılar” salgın sürecindeki uygulamaların karar alıcısı ve icracılarıdır, ama eğer sorarsanız onlar değil gerçek tanrılar “piyasalar” ve “teknolojik gelişme” bu tercihleri uygun bulmuştur. Başkan Biden ilk 100 gününde büyük işlerin altına imzasını atmış ve Trump’ın bıraktığı büyük enkazı temizlemeye başlamış. Mesela salgından etkilenenlere kişi başına 1400 dolar yardım çeki verilmesi kararını almış.


Emekçileri önce işsizlik ve açlıkla terbiye edip, sonra kırıntılarla gönlünü kazanmaya çalışmak, özellikle sol görünümlü burjuva politikacıların uzun geçmişi olan bir pratikleridir. “Yeniden Daha İyi İnşa” edilecek dünya emekçilere eskinin sorumluları eliyle yeni kölelik biçimleri dayatacaktır. “Piyasaların” ve “teknolojik gelişmenin” hayatın dışına ittiği emekçiler muhtemel ki evrensel temel gelir adı verilen bir kölelik biçimine mahkum edilecek. Avrupa’da sosyal yardım alanların maruz kaldığı baskılar ve sosyal yardım alabilmek için dayatılan koşullar, evrensel temel gelirin kapitalist hakimiyet çerçevesinde ne tür bir işleve sahip olacağını kavramak için önemli açıklıklar sunmaktadır.


Önce aç bırak sonra kırıntılarla gönlünü kazan… Wallmart Amerikan tekelci sermayesinin en büyük perakende zinciridir. Amerika’da 1990’lardan bu yana “Yiyecek Bankalarından” gıda desteği almak düşük ücretli işlerde çalışan emekçiler arasında çok yaygınlaşmış. “Yiyecek Bankalarının” iki finansman kaynağı varmış; biri devletin gıda yardımı programları, diğeri hayırsever patronlar. Hayırsever patronların bu bankalara yardımları ABD’nin “kültürel ve sosyal değerlerinin ayrılmaz bir parçası” haline gelmiş. Bu tespiti ABD’de “açlığı önlemek” için çalışan bir kurumun başkanı yapıyor. Düşük ücretli işlerde çalışan emekçilerin yüzde 80’i bu bankalardan yiyecek yardımı alıyormuş.


Konu üzerine araştırmalar yapan Amerikalı akademisyen, Charlotte Spring, “Wallmart gibi şirketlerde çalışan düşük ücretli işçiler için Yiyecek Bankaları temel önem taşımaktadır” diyor. Wallmart 2020 yılında Yiyecek Bankalarına 585 milyon dolar bağışlamış. En büyük Yiyecek Bankasının başında daha önce 13 yıl Wallmart yöneticiliği yapmış bir isim bulunuyor. Yiyecek Bankalarının diğer hayırsever partnerleri Starbucks, Jeff Bezos, Conagra, BlackRock ve Coca-Cola gibi tekelci sermaye temsilcileri. Yiyecek Bankalarına işe uygun personel alımı için danışmanlık yapan ise yine Wallmart.

Amerikan yönetiminin gıda yardımları için 2020’de uyguladığı bir programının büyüklüğü 55 milyar dolar tutarındaymış ve bu programın tedariklerini sağlayan şirketler arasında yine Wallmart bulunuyormuş. Wallmart 2020 yılı faaliyetlerinden 341 milyar dolar gelir elde ettiğini açıklamış. Wallmart’ın 2020 yılı gelirlerinin yüzde dördünü devletin gıda yardım programı faaliyetinden elde ettiği tahmin ediliyormuş. Bu hesaba göre, Wallmart 595 milyon dolar koymuş ve 16 milyar dolar civarında almış. Ne güzel hayırseverlik değil mi? Amerikan “kültürel ve sosyal değerlerinin ayrılmaz parçası” olarak pazarlanan, tekelci sermayenin kamusal kaynakları soylu amaçlar örtüsü altında böyle soymasıdır.


Bu Yiyecek Bankalarından birinin yöneticisi, durumu “ironik” buluyor. Sorunun çözümünün anahtar unsurlarının aynı zamanda sorunun kaynağı olduğunun farkında olduğunu belirtiyor. “Yeniden Daha İyi İnşa Edecekleri” dünyanın ayrılmaz parçası, Wallmart örneğinde çıplak biçimde ortaya çıkan “kamu-özel işbirliği projeleri” olarak adlandırdıkları yeni tip özelleştirmelerdir. Bill Gates’in “kamu-özel işbirliği” çerçevesinde aşı geliştirme, eğitim ve hapishanelerin işletilmesi alanındaki girişimleri esas olarak kamusal olandan özele kaynak aktarımıdır. Bu yöntemle, tekelci sermaye kamunun alanını daraltmakta, kamusal kaynaklardan kendine yeni birikim alanları yaratmaktadır.


“Yeniden Daha İyi İnşa Et” videosunda bu sloganı dile getirenlerden birisi, küresel şöhret kazanan “çevre aktivisti” Greta Thunberg. Joe Biden’ın “yeni yeşil ajandası” en büyük destekçileri tekelci sermayeden buluyor. Joe Biden 9 Nisan’da 2022 Pentagon bütçesi için 715 milyar dolar istedi. Benjamin Neimark, Oliver Belcher ve Patrick Bigger’in araştırmasına göre, eğer ABD Ordusu bir devlet olarak kabul edilirse, dünya çapında faaliyetleri sonucu oluşan kirlenmeyle dünyanın 47. en büyük kirleteni olarak 100 ülkenin toplamı kadar kirlenmeye yol açıyor. Biden’ın “yeni yeşil ajandası” Pentagon bütçesinin artmasına yani kirlenmenin önemli bir kaynağının beslenmesine engel değil. Araştırmacılar, çok sıkı bir bürokrasiye sahip olan Pentagon’un faaliyetleri hakkında bilgilere ulaşmakta sıkıntı yaşadıklarını, Pentagon’un bilgi vermedeki cimriliği nedeniyle sınırlı bilgilerle bu sonuçlara ulaştıklarını belirtiyorlar. Bu bilgiler sadece Pentagon’un kabul ettiği ve bilgisini verdiği rakamlara dayanıyor.


İngiltere merkezli Oxfam’ın yaptığı bir araştırmaya göre, “1990 ile 2015 arasında küresel nüfusun en zengin yüzde onunu oluşturan 630 milyon insanın faaliyetleri toplam küresel emisyonların yüzde elli ikisini” oluşturmuş. Oxfam araştırmacılarına göre, bu durumun sürmesi, çevresel yıkımdan daha fazla etkilenecek yoksullar için kendilerinin neden olmadığı bir felaketin kurbanı olmaları anlamına geleceğinden çok adaletsiz. Bundan şüphe yok ve çevresel felaketi kapitalist hakimiyet ilişkilerinden koparmak, onun sınıf ve sınır tanımadığını anlatmak zaten üretilen en büyük yanılsamalardan biridir. Kirleticileri temize çıkarmak, sorumluluğu gerçek mağdurlara yüklemek kirleticilerin temel stratejisidir. Finans-kapital ve onun temsilcileri, “Yeniden Daha İyi İnşa” edecekleri yeni kölelik düzenini emekçilere yeşile boyayarak satmaya çalışıyorlar; yaşanacak felaketten “insanların” sorumlu olduğunu zihinlere kazıyarak, insanların farklı sınıf ve katmanlara ait olduğunu unutturmaya çalışıyorlar. Tıpkı salgının sınıfsız ve sınırsız olduğu anlatısının merkezine “bireylerin duyması gereken sosyal sorumluluk vurgusunu” yerleştirerek yarattıkları yeni kast sistemini dayatmaları ve meşrulaştırmaları gibi.


Salgın sürecinde, Finans-kapitalin doğrudan kontrol ettiği devletlerin ve bilimin “rehberliğini” kabul eden sosyalist sol, bu tercihiyle oluşan yeni kast sistemi yönünde bir tercih yapmış oldu. Amerikalı bir yazar bunu şöyle açıklıyor: “”Hayat eve sığar!”cı, “#EvdeKal!”cı kasta mensup kapanma meraklılarına gelince, onların amacı riski kendilerinden yoksullara ve gerçekleştirilmesi için fiziksel olarak orada bulunulması şart olan hayati işleri yürüten işçilere kaydırmaktır. Oysa iş gücünün yalnızca% 40’ı evde kalmayı karşılayabiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yetişkinlerin %43’ü yeterli sağlık sigortasına sahip değil ve düşük ücretli çalışanların yalnızca %31’ine ücretli hastalık izni verilmişken yüksek ücretli -beyaz yakalıların- neredeyse %92’si bu ödemeyi almaktadır. “#EvdeKal!”, erdemli davranışlarının kendilerini koronavirüsten koruduğuna inanan beyaz yakalıların kendi kendilerini tebrik etmek için kullandıkları bir tekerlemeden başka bir şey değildir. Gelir düzeyi, koronavirüs kaynaklı ölümlerin temel belirleyicisidir!

Kapanmacı fanatikler, emek piyasasının milyonlarca insanı serfliğe sürükleyecek biçimde yeniden düzenlenmesi adına rıza üretimine yardımcı oldular. Evden çalışma yaşam tarzı ancak malları taşıyan, sıralayan ve teslim eden lojistik işçilerinin emeği ile mümkündür. Şubat ayında varolan yaklaşık on milyon işin yerini başka bir şey almadı. Birçok işçi, yarı zamanlı ve/ya sözleşmesiz çalışmaya zorlandı ve on yıllar sürmüş mücadeleler yoluyla edinilmiş kazanımlarından eden bir emek düzenine itildi”. (Alex Gutentag, Büyük Koronavirüs Sınıf Savaşı)


Gutentag, salgın sürecin ABD’de işçilerin kayıplarının 1.3 trilyon dolar olduğunu, buna karşılık ABD’nin en büyük 25 şirketinden on yedisinin önceki yıllara göre 85 milyar dolar daha fazla kazandığını belirtiyor. “Yeniden Daha İyi İnşa” edeceklerden IMF salgın nedeniyle kendisine kredi başvurusu yapan 80 ülkeye kredi koşulu olarak, sağlık hizmetlerinde kesintiler ve kamu sektöründeki işlerin ortadan kaldırılması gibi kemer sıkma programları sunuyor. “Rehber” olarak alınan kurumlar işte bunlardır. Halk sağlığında “rehber” alınan kurumlar, halk sağlığını senelerdir dinamitleyen ve dinamitlemeye devam edenlerdir.


Yeni kölelik koşullarının en önemli icracılarından Biden Kongrede yaptığı konuşmada, “Yılda 400 bin dolardan az kazananlara vergi artışı getirmeyeceğim. Amerikan nüfusunun en zengin yüzde 1’lik kesiminin kendi payına düşeni ödeme zamanı. Amacım kimseyi cezalandırmak değil. Ancak orta sınıfın vergi yükünü arttırmayacağım. Bir araştırmaya göre CEO’lar işçilerin kazandığının 320 katını kazanıyor. Pandemi koşulları daha da kötüleştirdi” dedi. Gördünüz mü yeni solcu Amerikan başkanını, zenginleri vergilendiriyor. Yüzde bir salgında çaldıklarının küçük bir kısmını iade edecek ve bu yeşile boyanarak Biden’ın yeniyi “inşasının” yakıtı olacak. Gutentag şu bilgiyi veriyor: “Obama/Biden yönetimi altında yaratılan yeni işlerin% 94’ü esnek, geçici veya sözleşmesiz (çoğu müşteri ile tedarikçiyi online ortamda buluşturan) işlerdi ve 2017’de işgücünün% 34’ü bu emek piyasasının ekonomisi aracılığıyla istihdam edildi. Kapanmalar bu trendi” hızlandırdı.


Dünya proletaryasının kuşaklar boyu mücadele ederek kazandığı haklara yönelik büyük sınıf saldırısının sonuçlarıdır bu rakamlar. Yeni kölelik dayatmasına karşı direniş dünya proletaryası için yaşamsal öneme sahiptir. Finans-kapitalin kazandığı her mevzi onun daha şiddetli saldırmasına yol açacaktır. Sosyalist solun ağırlıklı kısmı Finans-kapitalin “büyük halk sağlığı tehlikesi” nedeniyle sınıf savaşımında bir mola verdiğine inanarak onun politikalarını yaşama geçirmesine sessiz kaldı. Finans-kapital bu krediyi tepe tepe kullandı. Bu tablonun bir kısmıdır.


Bir de diğer kısım vardır. O kısımda, tüm dünyada halkların ve proletaryanın büyüyen öfkesi vardır. Devrimci 1 Mayıs’ta, devrimciler proletaryanın ve halkların büyüyen öfkesini harekete geçirebilirse, bu devrimci mücadelede yeni bir yükselişin habercisi olacaktır. Devrimci önderliğin proletaryayla buluşmasının koşulları dünya çapında hızla olgunlaşmaktadır. Finans-kapitalin yasaklarına karşı alanları doldurmak yeni bir devrimci yükselişin başlangıç noktası olacaktır.

Köleleşmemek İçin Devrimci 1 Mayıs’a!
Devrimci 1 Mayıs İçin Alanlara!
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!

.

0 %