ABDDünyaOrta Doğu

Bir faşist katilin ölümü ve ‘çökme’ öyküleri

Fotoğrafta (soldan sağa) Donald Rumsfeld, George W. Bush ve Dick Cheney bir arada görülüyor.

1975’te Pentagon şefi olarak göreve başladıktan sonra ABD Ulusal Güvenlik Konseyine sunduğu ilk yıllık raporda, ABD’nin Ortadoğu politikasının temelinde bölgenin petrol ve gaz kaynaklarına “kesintisiz erişimin” bulunduğunu belirtmişti. Bu politikanın hayata geçirilmesinde bölgede “istikrarın oluşturulmasına katkı sağlayan güvenilir dostlar Suudi Arabistan, İran ve Fas’ın” önemine dikkat çekmişti. Bölgede istikrarın sağlanması için “güvenilir dostlara” silah sevkiyatının arttırılması ve onlarla bağların daha da güçlendirilmesi yaşamsal önem taşıyordu.

Donald Rumsfeld’den söz ediyoruz. Gerald Ford başkanlığındaki kabinede Savunma Bakanı olmuştu ve aynı dönemde ABD Ordusunun Genel Kurmay Başkanı daha sonra yakın mesai yapacağı Dick Cheney idi. Savunma Bakanlığı 14 ay sürdü. Ford’un seçimi kaybetmesi üzerine kabinenin görevi son buldu.

1974 Petrol Krizi ve OPEC’in uyguladığı boykot nedeniyle tırmanan gerilim sürecinde, ABD Ulusal Güvenlik Konseyinde bölgenin petrol ve gaz kaynaklarına “kesintisiz erişim” konusunda yaşanan sıkıntılar gündemde baş sıraya yerleşmiş; Pentagon uzmanları konsey için Suudi Arabistan petrolüne “çökme” planları hazırlamıştı. Rumsfeld bu süreçte göreve başlamış, Konsey Suudi petrolüne “çökme” yerine ABD’nin bölgedeki siyasi ve askeri etkinliğini arttırma ve “güvenilir dostlarla” bağları güçlendirme seçeneğine yöneldiği için raporunda bu ifadelere yer vermişti.

Suudi petrolüne çökme projesini savunanlar, Arapların petrol çıkarma faaliyetlerine hemen hiçbir katkı sunmadığını, tüm katkının Batının enerji şirketlerinden geldiğini, Arapların petrol gelirlerini hak etmediğini vurguluyordu. ABD’nin Suudi petrolüne çökme planları ve daha sonra Irak petrolüne çökmesinin askeri tarihini belgelere dayalı olarak ele alan kapsamlı bir çalışma, ABD Askeri Akademisi’nde ders veren emekli asker ve akademisyen Andrew J. Bacewich tarafından gerçekleştirildi. (America’s War For The Greater Middle East: A Military History, Random House, 2016.)

Suudi petrolüne çökülmeyecekti ve fakat Arap petrolüne çökme arzusu Amerikan egemen sınıfının ve yönetici elitinin hayallerini süslemeye devam edecekti. Cheney ve Rumsfeld aldıkları görevler nedeniyle ABD askeri-sınai kompleksi içinde önemli ilişkiler geliştirmişti. Rumsfeld bakanlık görevinin sona ermesinin ardından ilaç ve kimya sektöründe faaliyet gösteren şirketinin başına geçti, şirketi kısa bir süre içinde ciddi gelişme gösterdi. Kendi şirketi hızla büyürken, o ABD askeri-sınai kompleksinin önemli şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği de yapıyor, kişisel servetini büyütüyordu.

Rumsfeld’in sağlık sektöründeki faaliyetleri de devam ediyordu 1990’larda Gilead Sciences şirketinin yönetim kurulu başkanı olduğunda, bu şirket çeşitli grip türleri ve kuş gribinin tedavisinde kullanılan Tamiflu isimli ilacın patentini almıştı. Bir salgın söz konusu olduğunda Amerikan hükümeti şirketten milyarlarca dolarlık ilaç satın alacaktı. Amerika’da bu şirketin faaliyetlerine karşı kampanyalar düzenleyen muhalif grupların altını çizdiği esas nokta, şirketin araştırma faaliyetlerini yürütürken kamu kaynaklarından yararlanması ancak ürettiği ürünleri piyasa koşullarında satmasıydı. Bu yöntemle kamusal kaynaklar özel şirketlerin kasalarına akıyordu. Şimdilerde sıkça gündeme gelen “kamu-özel işbirliği” projelerinin erken örnekleri Rumsfeld ve Cheney’in ticari girişimlerinde varlık kazanmıştı.

Suudi petrolüne çökülmemişti ancak özelleştirme dalgasının dünya çapında hızla ilerlediği bir dönemde Rumsfeld ve Cheney Amerikan kamusal kaynaklarına çökmenin olanaklarına kavuşmuştu. Cheney, Baba Bush döneminde Savunma Bakanlığı yapmıştı. Bakanlığı döneminde Amerikan Ordusu’nun belirli birimlerinin özelleştirilmesi yolunda adımlar atmıştı. Bakanlığı sona erdiğinde, bakanlığı döneminde Pentagon’dan bazı askeri hizmetlerin yürütülmesi işinin ihalesini almış olan Halliburton şirketinin başına geçti. Onun başına geçmesiyle birlikte şirket büyük bir yükseliş yaşadı, paralel olarak Cheney’in kişisel serveti rekor seviyede büyüdü, 18 milyon dolardan 81 milyon dolara ulaştı. Cheney’in projeleriyle birlikte savaş bir biçimde “kamu-özel işbirliği” faaliyetine dönüşüyordu.

Cheney Halliburton’da orduyu ve savaşı özelleştirme işine yoğunlaşmışken, eşi dünyanın en büyük silah üreticisi Lockheed Martin şirketinin yönetim kurulunda görev almıştı. Lockheed Martin bu dönemde faaliyet alanını genişletmiş, daha önce devletin sunduğu bazı hizmetleri yüklenmişti. Şirketin bu dönem genişleyen faaliyet alanı bir habere konu olmuştu. Haberde Lockheed Martin’in ABD halkına sunduğu hizmetler şöyle sıralanmıştı: “Postalarınızı ve vergilerinizi tasnif ediyor. Sosyal güvenlik çeklerinizi kesiyor ve Amerika Birleşik Devletleri’nin nüfus sayımını yapıyor. Uzay uçuşlarını ve hava trafik monitörlerini idare ediyor. Lockheed bütün bu sayılan şeyleri gerçekleştirmek için Microsoft’tan daha fazla bilgisayar kodu yazmaktadır.” (New York Times gazetesinden aktaran Naomi Klein, Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi, sf. 409).

Aynı dönem Teksas Valisi olan oğul Bush’ta Teksas’ın kamusal kaynaklarına çökmek için kolları sıvamıştı. Hapishanelerin hem sayısını arttırmış hem de yönetimlerini özel şirketlere devretmiş, sosyal güvenlik sisteminin yönetimini özel şirketlere bırakmıştı. Bush 2000 yılındaki seçimle başkanlık koltuğuna oturduğunda, en yakınında Cheney ve Rumsfeld bulunuyordu. Üçlü ABD yönetiminin çekirdeğine yerleşmiş yeni çökme planları tasarlamaya başlamıştı. Irak petrolüne çökmek için kolları sıvadılar.

Rumsfeld ve Cheney’in 1975’ten beri hayallerini süsleyen bir çökme operasyonu için koşullar olgunlaşmıştı. Sovyetler Birliği dağılmış, ABD daha kontrollü hareket etmesini sağlayan bir engelden kurtulmuştu. Yalanlara, sahte istihbarat raporlarına ve esas olarak da kaba askeri güce dayanacak büyük çökme operasyonu başladı. Irak başlangıç noktası olacaktı, Pentagon uzmanlarının planlarına göre, Irak’ta hızla başarı sağlandıktan sonra sırada Libya, Suriye ve İran vardı.

Bu büyük çökme operasyonunun sonuçlarını tüm bölge halkları yaşamaya devam ediyor. Rumsfeld 2 gün önce evinde öldü. Bush ve Cheney Amerikan demokrasisinin saygın isimleri olarak keyif sürüyor. Çökme operasyonlarının neden olduğu yüz binlerce can kaybı, büyük yıkım ABD’nin emperyalist yönetici eliti için sadece küçük bir ayrıntı. Üçlünün işlediği ağır savaş suçlarının sadece bir kısmının belgelerini kamuoyuna sunarak görünür kılan Julian Assange halen hapishanede. Suçu hiçbir şeye çökmemek ve hakikate sadık kalmak. Üçlü son seçim sürecinde Biden’ı destekleyen önemli Cumhuriyetçi Partililer arasındaydı. Bu da kitaba uygundu çünkü onların büyük çökme operasyonlarının en önemli destekçilerinden biri Demokrat Biden’dı. Tümünü birleştiren asli nokta, içeride ve dışarıda “sürekli çökme” olarak ifade edilebilecek egemen sınıf yönelimiydi.

Amerikan yönetici elitinin Ortadoğu’daki yüzbinlerce can kaybı ve büyük yıkıma zerre kadar önem vermediğinin en güçlü göstergesi, ana akım Batı basınında Rumsfeld’in ardından yazılanlardı. Evet o “kimi hatalar” yapmıştı ve bazı kararları ve yönetim tarzı “tartışmalıydı”. Ne Orta Doğu’nun yaşadığı büyük yıkım, ne yüz binlerce insanın ölümü, ne ABD halkını savaş yanlısı kılmak için üretilen yalanlar, manipüle edilen istihbarat raporları, ne de bizzat Obama tarafından kabul edilen işkenceler; hiçbiri kendine yer bulamamıştı. Yüzbinlerce insanın katledilmesinin birinci derecede sorumlusu “kimi hatalar” yapmıştı işte.

ÇKP’nin 100. Yılı ve Rumsfeld’den kalan savaş oyunları

Çin Komünist Partisi 1921 yılında Şangay’da kuruldu. Parti kuruluşundan itibaren Komintern’den önemli destek aldı. Çinli komünistlerin çok zorlu koşullar altında geliştirdikleri devrimci halk savaşı 1949 yılında zafere ulaştı. Emperyalizmin kuşaklardır ezdiği ve sömürdüğü Çin işçi ve köylüleri kendi ayakları üzerinde durarak yeni bir toplum yaratma yoluna girdi. Çin halkının bu yolculuğu devam ediyor. ÇKP’nin kuruluşunun yüzüncü yılı nedeniyle Çin’de büyük etkinlikler düzenleniyor. Düzenlenen büyük törende konuşan Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, Çin halkının barışçıl ve diğer halklara saygılı olduğunu vurguladı ve hiçbir halka baskı, zorbalık yapmadıkları, hiçbiri halkı boyun eğmeye zorlamadıklarını söyledi. Jinping, “Çin halkı hiçbir yabancı gücün bize zorbalık yapmasına, baskı yapmasına, boyun eğdirmesine asla izin vermeyecek. Çin’e zorbalık yapmak isteyenler 1.4 milyar kişilik çelik bir duvara çarpar” sözleriyle son yıllarda Batı’da özellikle ABD’de yükselen Çin karşıtı yönelimlere net bir yanıt verdi.

Jinping bu sözleriyle, en son Suriye’nin gaz ve petrol kaynaklarına çöken ABD emperyalizmine, 19. Yüzyılda olduğu gibi, Çin kaynaklarına öyle kolay çökemeyecekleri, zamanın değiştiği mesajını verdi. Jinping’in bu konuşmayı yaptığı gün Financial Times tarafından yayınlanan bir haberde, ABD ve Japon ordularının ortak etkinliği olan bir savaş oyunundan söz ediliyordu. Tahmin edileceği gibi, savaş oyunu Çin’le yaşanacak bir çatışmayı içeriyordu. Savaş oyunları, Çin’i kuşatmaya yönelik askeri yayılma hamleleri yeni değil ancak giderek hız ve daha geniş alan kazanıyor. Jinping’in konuşmasındaki çok alışık olunmayan sert ton esas olarak bu hamlelerin karşılıksız kalmayacağı iradesini yansıtıyor.

Rumsfeld bir savaş suçlusu faşist olarak değil saygın bir ABD yöneticisi olarak öldü. Bu durum emperyalist-kapitalizmin doğasına uygun. Kapitalizm doğuşu itibariyle çökme eylemleriyle var oldu. Doğmakta olan burjuvazi, kırlarda ve şehirlerde küçük mülklere çökerek semirdi. Belirli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra, emekçilerin yarattıkları değerlere çökmeye başladı. Yükselttiği fetih seferleriyle, diğer halkların kaynaklarına çöktü.

Marks Kapital’de sermayenin dünyaya “tepeden tırnağa kana ve pisliğe bulaşmış olarak” geldiğini yazmıştı ve çok haklıydı. Sermayenin biçimlendirdiği dünyada kan ve pislik kesintisiz olarak var oldu ve olacak. Böyle olduğu için, Rumsfeld türünden faşist katilleri ancak emekçilerin devrimci inisiyatifiyle gelişecek sosyalist iktidarlar yargılayıp, hak ettikleri cezaları verecek. Çökmeyi içermeyen “temiz” bir kapitalizm sadece gerçeklikten kaçan küçük-burjuvaların hayal dünyasında var olabilir. Her kapitalist, her emekçi kapitalizmin esas olarak bir çökme düzeni olduğunu kendi öz deneyimleriyle çok iyi bilir. Elbette çökmenin olmadığı bir toplumsal düzen var olacak ve ona emekçilerin devrimci eylemiyle ulaşılacak ve ismine sosyalizm denilecek.

  • Kapak görselinde (soldan sağa) Donald Rumsfeld, George W. Bush ve Dick Cheney bir arada görülüyor.

.

0 %