DünyaOrta Doğu

Beyrut Saldırısı: Emperyalizm İç Savaş istiyor

Beyrut’ta Hizbullah ve Emel taraftarlarının düzenlediği bir gösteri binaların çatılarına yerleşmiş silahlı faşist milislerin saldırısıyla kana bulandı. 6 kişinin yaşamını kaybettiği, 60’dan fazla yaralının olduğu bildirildi. Saldırının sorumluluğunu Semir Caca liderliğindeki faşist Lübnan Kuvvetleri üstlendi. Lübnan Kuvvetleri milletvekili İmad Vakim sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Başlayan çatışma bir partiyle diğer parti arasındadır. Bir taife ile diğer taife veya bir bölge ile diğer bölge arasında değildir. Bu çatışma, Hizbullah ile devletten geri kalan kurumları Hizbullah egemenliğinden korumak için diğer her taifeden özgür Lübnanlılar arasındadır. Bu adaleti korumak içindir” dedi.

Faşist Lübnan Kuvvetleri ve lideri Semir Caca ABD, İsrail, Suudi Arabistan’la derin bağlara sahip. Semir Caca 1982 yılında binlerce Filistinli çocuk, kadın ve yaşlının katledildiği Beyrut’taki Sabra-Şatila katliamının sorumlusudur. İşgalci İsrail güçlerinin yönlendirmesiyle bu katliamı yönetmişti. Lübnan Kuvvetleri’nin silahsız göstericiler üzerine ateş açtıkları sırada İsrail gazetesi Haaretz’in manşetinde, İsrail devletinde üst düzey görevler almış, ABD yönetimleriyle sağlam bağlara sahip olduğu bilinen Alon Pinkas’ın bir yazısı vardı. (Using Hamas and Hezbollah, Iran Feels Immune. Israel Can Change That)

Pinkas yazısında, İsrail’in İran’a karşı uyguladığı askeri ve politik taktikleri tartışıyor, İran’ın İsrail’e karşı vuruş gücünü Irak, Suriye ve Lübnan yayılımında ilerlettiğini saptıyor ve bu durumun nasıl tersine döndürülebileceği konusunda çeşitli düşünceler geliştiriyordu. Ona göre, İsrail ve İran arasındaki denge bu vuruş kapasitesi nedeniyle bozulmuştu ve dengenin yeniden kurulması bir zorunluluktu.

Hizbullah’ın Lübnan’da yaşanan yıkıcı ekonomik kriz karşısında geliştirdiği seçeneklerden biri yakıt kıtlığını engellemek için İran’dan petrol almak olmuştu. Genel olarak gerçekleşmesi mümkün görülmeyen bu girişim başarıya ulaştı. İran petrolü Lübnan’a ulaştı. Bunun anlamı, Hizbullah’ın sorun çözme kapasitesinin herkes için görünür hale gelmesiydi. Bu gelişmenin yarattığı ortam, ülkedeki dinsel ve ulusal bölünmüşlüğün ötesine geçme potansiyelini yansıtıyordu. Kuşkusuz bu bölünmüşlükten en fazla yararlananlar aynı zamanda onu sürekli körükleyenlerdi.

Sicili oldukça kabarık Semir Caca’nın bu hamlesi ona sahiplerinden bir aferin aldıracak ve İsrail’den, Suudi Arabistan’dan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden yeni fonların hesaplarına akmasını sağlayacaktır. Öyle ya, bu düzeyde bir provokasyon sadece Lübnan’ı değil tüm Ortadoğu’yu yakma potansiyeline sahip.

Irak seçimleri sonrasında tırmanan gerilim ve Beyrut’taki saldırıdan kısa bir süre önce Suriye’de Palmira’ya yönelik İsrail saldırısı Pinkas’ın yazısında önerdiği türden bir yönelişin gündemde olduğuna dair işaretler olarak kabul edilebilir. İsrail’in Jerusalem Post gazetesinde Lübnan’daki gelişmeleri ele alan Seth J. Frantzman (Beirut clash: Hezbollah a victim of its own ‘resistance’ success) Hizbullah’ın Şiiler arasında etkili bir grup olmaktan çıkıp Lübnan’da belirleyici bir güç haline gelmesine dikkat çekmişti. Hizbullah’ın Lübnan’da “istikrarsızlık ve kaos istemeyen güçler” arasında yer aldığını belirten Frantzman, Hizbullah’ın “1975 ile 1989 arasında yaşanan türden bir iç savaşı” istemediğini de vurgulamıştı. Yazara göre, Hizbullah’ın bunları istememesinin nedeni artık Lübnan’ı domine eden bir güç haline gelmesiydi.

Yeminli Hizbullah düşmanı İsrailli yazarın tespitleri doğru noktalar içeriyordu. Beyrut’ta yaşananlardan kısa bir süre önce Washington’da  İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid ve Birleşik Arap  Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah Bin Zayed Al Nahyan ile birlikte bir basın toplantısı düzenleyen ABD Dışişleri Bakanı Blinken, İran’ın nükleer anlaşmaya dönmek için yeterli çabayı göstermediğini iddia etti ve bir gazetecinin diplomasi dışındaki yollar konusundaki sorusunu: “İran yolunu  değiştirmezse diğer seçeneklere dönmeye hazırız” şeklinde yanıtladı.

Faşist Lübnan Kuvvetleri’nin düzenlediği saldırı sonrasında Batı basının haberlerinde artık klasikleşmiş bir yaklaşım ortak noktayı oluşturuyordu. Guardian’ın Ortadoğu yorumcusu Martin Chulov’a göre, “silahlı çatışmanın nasıl başladığı bilinmiyordu” ama saldırı sonrası yaşanan çatışmalar “mezhepçi bir ton almış ve ülkede geçmişte yaşanan iç savaşı anımsatmıştı”. (Six dead as Beirut gripped by worst street violence in 13 years)

New York Times, “Mezhepçi Silahlı Çatışma Geride 6 Ölü Bıraktı” (Sectarian Gun Battles in Beirut Leave Six Dead) manşetini atmıştı. Batı basını her zaman olduğu gibi yaşananları dinsel farklılık temeline dayanan bir çatışma olarak sunuyordu. Oysa Lüban’ın Hıristiyan devlet başkanı Aun Şii Hizbullah’la güçlü bir ittifakı yıllardır devam ettiriyor. Faşist Lübnan Kuvvetleri bir Hıristiyan grup ancak en güçlü desteği İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden alıyor. Yaşananlar işte bu türden bir “dinsel farklılık” temeline dayanan çatışma.

IŞİD’in finansörleri aynı zamanda faşist Lübnan Kuvvetleri’nin de finansörleri. Yaşanan çatışma esas olarak, Lübnan’ı emperyalizmin Ortadoğu’daki silahına, İsrail’in destekçisine dönüştürmek isteyen güçlerle buna karşı çıkanların mücadelesidir. Propaganda kampanyalarının temel hedefi bunları gizleyip, Lübnan’ı yıkıcı bir çatışmaya sürüklemeye çalışan aktörleri “din farklılığı” örtüsüyle görünmez kılmaktır.

Taraftarları saldırıya maruz kalan ve katledilen Hizbullah ve Emel yayınladıkları ortak bir bildiriyle saldırıyı “ülkeyi iç savaşa sürüklemeye yönelik bir tahrik olarak” kabul ettiklerini söyledi ve taraftarlarına soğuk kanlılık çağrısı yaptı.

Lübnan’da yaşanılanları Irak’taki gelişmelerle bir arada ele almak gerekiyor ve Irak’ta seçimlerin ardından tırmanan gerilimlerin Beyrut benzeri sahnelere dönüşebileceğini not etmek gerekiyor. Hizbullah ve Emel’in çağrıları bu tür çatışmaların sadece ABD, İsrail ve Körfez Krallıklarının işine yarayacağını çok iyi bildiklerini gösteriyor.

Hizbullah’ın son yıllarda Lübnan’da toplumsal ve politik alanda artan etkinliği, başarılı girişimlerinin Lübnan halkı nezdinde karşılık bulması yaşanan provokasyonun asıl nedenidir. Bu provokasyonun tetikçisi Caca’dır ancak arkasında ABD, İsrail, Körfez Krallıkları bloku durmaktadır. Lübnan halkını korkunç bir yıkıma sürükleyecek bir çatışma hedeflenmiştir. Bu saldırının daha geniş bir hedefin Irak’ı da içine alacak bir büyük çatışmanın başlangıç hamlesi olma olasılığı yüksektir.

Ortadoğu politikasında uzun yıllardır var olan aktörler, bu saldırıyla neyin hedeflendiğini kavrayacak deneyime sahiptir. Bu saldırıları boşa çıkaracak politik adımların ilki Hizbullah ve Emel’in yayınladıkları bildiride ifade edilmiştir ancak bu hamleyi yapanların devamını getirmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu saldırıyla Ortadoğu’da halklara sadece felaket getirecek yıkıcı bir savaşın başlatılması amaçlanmıştır. Ortadoğu halkları ancak ve sadece anti-emperyalist, anti-kapitalist perspektifleri kendilerine rehber alarak bu yıkıcı savaş tehlikesinden kurtulabilecektir. Ortadoğu Halkları Kardeştir!

.

0 %