ABDDünya

ABD seçimlerinde ne olduğunu bilen anketör, Patrick Caddell

Yazar: Mike Whitney – Çeviri: Ulaş Taştekin


“Amerika’da siyasi mücadelenin Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında yaşandığına ilişkin gece gündüz söylediğimiz tüm şeylere rağmen, Amerikan halkının üçte ikisi mücadelenin ana akım Amerika ve onun egemen Politik Sınıfı arasında gerçekleştiğine inanıyor… Bu, söz konusu politik sınıfın ve ana akım medyanın kabullenmek şöyle dursun gündeme bile almayı reddettiği bir husus.” (Patrick Caddell, The real election surprise? The uprising of the American people, FOX News)

Politik sınıfın, insanlara statükodan gına geldiğini fark etmesi için ne olması gerekecek?

Çay Partisi’ni hatırlayan? Wall Street’i İşgal Et’i hatırlayan? 2008’de ve daha sonra tekrar 2012’de Amerikan halkının nasıl “değişim”e oy verdiğini hatırlayan?

Tüm bunlar, Amerikan halkının Washington elitlerinin kendilerine hizmet eden politikalarından dolayı ‘küplere bindiğinin’ işareti değil miydi?

Değişim, değişim demektir. İnsanlık tarihindeki en büyük servet transferine eşlik eden sekiz yıl süren gereksiz iddialı bir retorik değil. Değişim bu anlama gelmez. Bundan birazcık daha fazlası demektir.

Hillary ekonomiyi değiştirme, ülkenin yönünü değiştirme veya Washington’u değiştirme sözü verdi mi?

Tabii ki hayır, çünkü herkes onun bu çürümüş siyasal kurumun kurucu bir üyesi, Wall Street’in yüksek maaşlı bir uşağı olduğunu ve vakfının [Clinton Vakfı] yabancı üst düzey yetkililerden, şirket yöneticilerinden ve gangsterlerden gelen yasadışı kaynakların muazzam bir havuzunu oluşturduğunu biliyordu. Hillary’nin değişim diye yakınmasının gerçekte kimseyi ikna etmemesinin nedeni de budur. Çünkü herkes deneyimlerinden öğrenmişti ki, Hillary kişisel servetini egemen elitin diğer üyelerine erişebilmesine karşılık yaptığı anlaşmalarla oluşturan camianın iflah olmaz bir üyesiydi.

Hillary’nin seçmenlere vadettiği şey süreklilikti; Barack Obama’yla dört yıl daha. Tüm dalaveresi buydu. Ancak insanlar Obama’yla yeni bir dört yıl daha geçirmek istemedi. Aslında, son bir araştırmada, insanlara “Barack Obama tarafından desteklenen aynı politikalarla devam etmeli miyiz?” sorusu açıkça soruldu ve insanlar yüzde 25’lik önemli bir farkla “Hayır” yanıtını verdi.

Ve Obama konusunda paradoksal olan şey de budur. Bir yanda, o hala çok popüler (Kamuoyu araştırmaları Obama’nın halk nezdindeki desteğini oldukça yüksek sayılabilecek yüzde 57’lik bir oran olarak ifade etmektedir), ancak öte yanda, insanlar onun berbat bir iş yaptığının farkında. Aslında, son dönemde yapılan bir araştırmaya göre, Amerikan halkının yüzde 70’i ülkenin “yanlış yönde gittiğini düşünüyor”. Bunun üzerinde bir dakika düşünün. Bu, insanların hala Obama’yı sevdiği ancak onun kendinden bekleneni gerçekleştiremediği, bu yüzden de “bir hayal kırıklığı” olduğuna inandıkları anlamına geliyor.

Kongre, Senato ve Başkanlık yarışlarını göz önünde bulundurarak Obama’nın başkanlıktaki başarısızlığının seçim üzerinde önemli bir etkide bulunduğunu ve bu etkinin büyük oranda olumsuz olduğunu varsayanlar olabilir. Obama’nın berbat başkanlığı hiçbir analistin henüz incelemediği şekilde Hillary’ye zarar verdi.

Ancak bu, seçmenlerin Hillary’yi reddetmesinin temel sebebi değil. Temel sebep, hakkında hiç konuşmadığımız küçük bir hususla ilgili; sınıf. Donald Trump, Hillary’nin zafer umudunu ortadan kaldıran bir sınıf bilinci dalgasıyla göreve getirildi. Ne olup bittiğini ortaya koyduğu (ve Trump’ın zaferini tahmin ettiği) düşünülebilecek tek anketçi, “Gerçek seçim sürprizi mi? Amerikan halkının ayaklanması” başlıklı makalesinde yaklaşımlarını açıklayan Patrick Caddell oldu. Makaleden aldığımız şu bölüme bir bakalım:

“İki yıldan daha uzun bir süredir, soldan sağa Amerikan halkının büyük çoğunluğu, Amerika’daki politik sınıfa ve finansal elitlere karşı isyan ediyordu. …Bu, ülkesini düşüşte gören ve liderlik kurumlarının performansında başarısızlıktan başka bir şey görmeyen bir halkın barışçıl ayaklanmasıdır. Bu insanlar ülkelerini geri almaya ve egemenliklerini geri kazanmaya yönelik niyetlerini ortaya koymuştur.” (Patrick Caddell, The real election surprise? The uprising of the American people, FOX News)

İstisnai bir araştırmacı

Diğer tüm anketçiler karmaşık hesaplar yapıp trendleri incelerken, Caddell parti kimliğinin yozlaşmış siyasal kurumlara ve bunların derin devlet içerisindeki kukla oynatıcılarına duyulan kolektif öfkeden daha az önem taşıdığı yeni bir “tarihsel paradigma”ya girdiğimizin kanıtlarını arıyordu. Bu cesur yeni dünyada, Hillary’ye verilecek bir oy esasen statükoya verilecek bir oy demekti. Trump’ın neden kazandığını hala merak eden var mı?

İşte Caddell’in anketinde sorulmuş, seçimden önce ülkedeki ruh haline ışık tutmaya yardım edecek sorulardan birkaçı:

“Wall Street bankalarından şirketlere, birliklere ve siyasi çıkar gruplarına uzanan güçlü çıkar grupları kampanya ve lobicilik paralarını sistemi kendileri için teçhizatlandırmak üzere kullandılar. Bunlar, milyonlarca dolarlık ulusal sermayeyi her erkeğin, kadının ve çocuğun aleyhine yağmalıyorlar. KATILAN=% 81; KATILMAYAN=% 13…

Ülke, görevdeki politikacıların, medya uzmanlarının, lobicilerin ve diğer güçlü parasal çıkar gruplarının kendi kazançları lehine ve Amerikan halkının aleyhine oluşturduğu bir ittifak tarafından yönetiliyor. KATILAN=% 87; KATILMAYAN=% 10

Amerika için gerçek mücadele Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasında değil, ana akım Amerikalı ile onun egemen siyasal elitleri arasında. KATILAN=% 67; KATILMAYAN=% 24.”

Hillary Clinton veya Donald Trump seçimi kazandığında aşağıdakilerden hangisi sizin fikrinize daha yakın bir önerme olur: siyasal elitler ve özel çıkar grupları kazanır; siyasal elit ve özel çıkar grupları kaybeder.

Yüzde 35’e karşı yüzde 65’lik bir seçmen toplamı, Hillary Clinton kazandığında siyasal elitlerin KAZANACAĞINI söyledi. Ve diğer tarafta, % 43’e karşı % 57’lik bir oranla seçmenlerin çoğunluğu Trump kazanırsa elitlerin KAYBEDECEĞİNİ söyledi.

…Başarılı olma yolunda Amerika’daki herkesin oyunu aynı kurallarla mı yoksa geniş bir çevresi ve parası olan insanlar için farklı kuralların olup olmadığı sorulduğunda seçmenlerin yüzde 84’lük ezici bir kısmı ikinci şıkkı tercih etti. Yalnızca yüzde 10’luk bir kısmı herkesin eşit fırsatlara sahip olduğuna inanıyor.

Bu kapsamlı yaklaşımlar bugünkü politik ayaklanma için bir çerçeve sağlıyor.” (“The real election surprise? The uprising of the American people”, FOX News)

Bu, uzmanların ve anketçilerin çoğunluğunun seçim sonuçları nedeniyle şaşkına döndüğü göz önünde bulundurulursa mükemmel bir analizdir. Uzun yıllara dayanan deneyiminden faydalanarak Caddell “Amerikan halının kolektif bilincinde derin bir şeylerin meydana geldiğini” ve “statik politik sistemin bizim hala tam olarak bilmediğimiz biçimlerde yeniden şekillendirilmek üzere olduğunun varsayılması gerektiğini” görebildi.

Caddell’in, Amerika’da yükselmekte olan sınıf savaşımı hakkındaki kavrayışını takdir ederken, “eski siyasi kuralların çökmekte olduğu” yolundaki tespitinde haklı olup olmadığından emin değilim. Kurallar çökmüyor. Gerçekleşen şey daha çok insanın basit manada olup bitenlerin ve gerçek düşmanlarının, hiçbir politik aidiyeti olmamasına rağmen her şeyi kontrol eden derin devlet kuruluşu içerisindeki kodamanlar olduğunun farkına varması. Bu yeni farkındalık veya sınıf bilinci dünyada işlerin nasıl yürüdüğünün ve kimin kimi becerdiğinin anlaşılmasında çok önemli bir kısmı oluşturuyor, ancak yine de bunun önemi abartılmamalıdır. Hiçbir patron, sırf çalışanları kazıklandıklarının farkına vardı diye kemer sıkma politikalarına son vermeyecek veya ücretlere zam yapmayacak. O işler öyle yürümüyor. Sömürüyü bitirmenin tek yolu benzeri çıkarlara sahip ve adil bir düzene ulaşmak için kendisini ateş hattına atmayı isteyen diğer insanlarla birlikte hareket ederek mümkün olacak.

Trump bunu yapmayacak. Bir parçası olmak istediği ‘iktidardaki seçkinler sistemi’ne karşı mücadele etmeyecek. Demokratlar veya Cumhuriyetçiler de bunu yapmayacak. Her iki taraf da bütünüyle yolsuzlukla terbiye edilmiştir ve parayla birbirlerine etle tırnak gibi bağlılardır. Bu, şimdi çok aşikâr olmalı.

Bunun anlamı, emekçilerin başka bir yol, bir B planı, bulmaya mecbur kalacak olmasıdır, Amerikan orta sınıfı miadını dolduruyor.

[Counterpunch’taki İngilizce orijinalinden Ulaş Taştekin tarafından Kasım 2016’da Sendika.Org için çevrilmiştir]

.

0 %